Yükleniyor
Yükleniyor
Ne gençliğin gözü kara cesareti var artık bende, ne de “bana bir şey olmaz” hoyratlığı.
Ama garip bir şekilde, ilk kez bu kadar net görüyorum kendimi. Aynaya bakıyorum ve
sadece yüzümdeki çizgileri değil; içimde birikenleri, eksilenleri, taşanları da
görüyorum.
Bu yaş, insanın kendini kandırmakta eskisi kadar başarılı olamadığı bir yaş.
Bahaneler daha çabuk çöküyor.
“Öyle denk geldi” dediğin şeylerin aslında seçim,
“Ben buyum” dediklerinin ise çoğu zaman alışkanlık olduğunu fark ediyorsun.
Hatalarım çok.
Kimi yüksek sesle bağırdı hayatımda, kimi sessizce oturdu bir köşede ama hepsi iz
bıraktı.
Yanlış insanlara fazla anlam yükledim.
Doğru insanlara yeterince zaman ayırmadım.
Bazen susmam gerekirken konuştum,
bazen konuşmam gerekirken “idare eder” dedim.
En büyük hatalarımdan biri, başkalarının beklentileriyle kendi iç sesimi karıştırmaktı.
Alkışlanmakla doğru yolda olmayı aynı şey sandım uzun süre. Oysa şimdi biliyorum:
Her alkış hak edilmiş olmuyor, her sessizlik de yanlış değil.
Bir de kendime haksızlıklarım var.
Yorgunken güçlü numarası yapmak,
kırılmışken “boşver” demek,
yardıma ihtiyacım varken “hallederim” diye diretmek…
40 lı yaşlar, insanın şunu itiraf edebildiği bir yaş:
Bazı hataları bilgisizlikten değil, cesaretsizlikten yaptım.
Ama sadece hatalar yok bu hikâyede.
Kimse yazmıyor belki CV’sine ama kalbine yazdığı sevaplar var insanın.
Kimseye anlatmadığım sabırlarım var mesela.
Karşılık beklemeden durduğum yerler.
Birinin yükünü hafifletip adını bile anmadığım anlar.
Bazen sadece kırmamayı başardım.
Bazen “haklıyım” demek yerine “tamam” dedim.
Bazen de kendimi seçtim; bu da bir sevap, bunu geç öğrendim.
Yeni yaşımda şunu anlıyorum:
İyilik her zaman büyük jestler değildir.
Bazen bir döngüyü kırmaktır.
Bazen aynı hatayı bir daha yapmamaktır.
Bazen de “artık buradan yürümüyorum” diyebilmektir.
Bu yaşın en büyük hediyesi farkındalık.
Ama acı bir tarafı da var:
Farkına vardığın şeyleri artık görmezden gelemezsin.
Kendinle yüzleşmek cesaret ister.
Hele ki gençliğinde savunduğun bazı şeylerin, bugün sana yabancı gelmesi…
Bu bir çelişki değil; bu büyümek.
Artık herkesi kurtarmak zorunda olmadığımı biliyorum.
Herkesin beni anlamasını beklemeyi bıraktım.
Ve en önemlisi: Her şeyin düzelmesi gerekmiyor; bazı şeylerin bitmesi gerekiyor.
40 lı yaş bana şunu öğretti:
Hayat bir bilanço değil; sevap-hata hesabı tutmak için yaşanmıyor.
Ama muhasebe yapmadan da insan hafiflemiyor.
Bugün geriye dönüp baktığımda mükemmel bir hayat görmüyorum.
Ama gerçek bir hayat görüyorum.
Yanlışlarıyla, doğrularıyla, yarım kalmış cümleleriyle…
Ve şunu içim rahat söyleyebiliyorum:
Daha az rol yapıyorum,
daha çok kendimim.
Belki en büyük sevap da budur.
Ayşe ALGÜN
04.02.2026
0 Yorum:
Yorum Bırakın