ANNE BABALARIN YUMUŞAK KARNI:ZALİMLEŞEN ÇOCUKLAR


27 Görüntüleme

Kahramanmaraş'ta yaşanan elim okul saldırısından beri yine içimiz yandı. Yine tüm dersleri, tüm kitapları yeniden açtık: Çocuk eğitimi adına ne varsa yazıldı, çizildi, konuşuldu, yargılar verildi, kınamalar yapıldı… Günlerdir herkes: “Asıl suçlu kim?” diye sordu. Anne-babalığın en yumuşak karnı olan çocuklarla ilgili birçok olumsuz durum masaya yatırıldı. Vefat eden öğretmenimiz ve masum yavrulara Allah’tan sonsuz rahmet diledik. Hikayelerini içimiz yana yana izledik. Bu kadar canı katleden çocuğun profilini ve ailesini de her yönüyle tartıştık. Çocuğunu günlerdir okula göndermek istemeyen, derin kaygılar yaşayan veliler oldu. Tüm vahşetiyle anlatılan, görüntülenen videolara maruz kalan küçücük okul çocukları oldu. Herkes teyakkuza geçti. İsyan ve öfke dolu yorumlar yapıldı. Siyasi ve hukuk otoriteleri eleştirildi ve de yeni önlemler alınması için kamuoyu oluşturma çabalarına girişildi. Hepsi de gerekliydi. Herkesin çocuk söz konusu olduğunda ciğeri yandı, korktu, kaygılandı. Velhasıl eğitimciler de veliler de ortak kaygılarla birleşti. Eğitim sistemi, okullardaki güvenlik açıkları da irdelendi. Tüm bunlar olurken; uzun süredir aydınlanmayı bekleyen iki cinateyle ilgili soruşturmalar da tamamlandı. Ortaya çıkan gerçekler yine infial oluşturdu: Çünkü katil zanlılarının anne-babaları; bir şekilde makamlarını, imkanlarını kullanarak delilleri yoketme girişiminde bulunmuşlardı. Yani bir nevi onlar da “kendi çocuklarını kurtarmak” adına en kötü suçları işlemişlerdi. Yani katil çocuk ya da gençlerin de ; masum olan yavruların da anne babaları benzer şeyler için çabalamışlardı: Birileri kötüyü, suçu beslemiş; birileri de masum yavruları için ölesiye mücadele etmişti. Yani katilin de maktülün de aileleri hayra ya da şerre hizmet ederek birçok gerçeği yine su yüzüne çıkarmışlardı.

         Şimdi gelelim Kahramanmaraş'ta olayların müsebbibi olan çocuğun durumuna. Herkes şu fikirde birleşti: Suçu işleyen çocuk kadar ailesinin de suçlu olduğu… ailenin suçlu olduğu kadar; oluşan şartların, dijital düşmanların, eğitim zaaflarının, kanunlardaki boşlukların, ailedeki boşlukların da suçlu olduğu…, Okullarda değerler sisteminin iyi verilememesinin,müfredatın eksikliklerinin, öğretmenlerin bazı yetersizliklerinin ve de, siyasi boşlukların da suçu olduğu gerçeğinde herkes birleşti… sadece çocuk ve ailesi değil birçok yanlışlar silsilesinin de suçu beslediğini bir kez daha görmüş olduk. Çocuk ve suç anıldığı zaman hemen pedagojik ve sosyolojik bir gerçek daha hatırlanır. O da şudur ki; “suçlu çocuk yoktur, suça itilmiş çocuk vardır!” Doğduğunda kucağa verilen, dünyanın en masumu olan bir yavrunun; nasıl olup da 13-14- 18 yaşlarında, ya da daha yetişkin olduğunda suç makinesine dönüşmesinin nedenleri arandı. Dünya üzerinden nice zalimler, nice tiranlar, nice sadistler, nice psikopatlar, seri katiller geçti. Hala da geçecek. Hani bir söz vardır ya: “alimden zalim, zalimden alim doğar diye… Yine peygamberler tarihinde nice peygamber çocuklarının da yaptıkları büyük günahlar anlatıldı ilahi kitaplarda. Genetikten, ata aktarımlarından dem vuruldu. Yine “çevre” dendi…”eğitim” dendi…Lakin en önemli sorumlu olarak anne-babalar gösteridi. Burada bir pedagog ve aile terapisti olarak söyleyebileceğim şeylerden biri de şudur: Anne-baba olmanın da en zor olduğu zamanlardayız. Şu dijital çağda, şu zor dönemlerde iyi çocuklar, temiz çocuklar yetiştirmek için kırk takla atıyor; akla karayı zor seçiyoruz. Kişisel olarak; hem çocuk yanlısı hem de ebeveynleri anlamak isteyen bir yerdeyim.

Anne-babalar çocukları suç işlediğinde sayısız eleştirilere, suçlamalar, linçlere maruz kalıyorlar. Tabii ki siz de diyeceksiniz ki: “Yahu bu hırsızın hiç mi suçu yok!” Olmaz mı? Mesele sadece suçluyu bulmak olsa o kolaydı. Mesele suçu önlemek olunca işler zorlaşıyor, çetrefilleşiyor. Tabii ki “suç” oluşmadan önce ne kadar önlem alınması gerekiyorsa alınmalı. Hem aile, hem toplum, hem kolluk kuvvetleri, hem siyasiler, hem eğitimciler, hem akademisyenler hem din ve ahlak öğreticileri tarafından. Anne-baba okulları daha çok açılmalı, daha etkin eğitimler verilmeli. Sadece kitaplarla, yayınlarla değil;zorunlu eğitimlerle de anne-babalığın kitabı yeniden yazılmalı. Ezber bozan hap bilgiler yine verilmeli. Terapi kurumları ile resmi kurumların anlaşmaları olmalı ve her ailenin, her bireyin terapi alması için zeminler oluşturulmalı. Dijital mecraların ve oyunların çocukları nasıl etkilediği bizler tarafından ne kadar anlatılsa da bin nasihatten bir musibet daha etkili olmakta. Bu böyle maalesef..

      Yaşanılan elim olayla birlikte hep asıl suçlular arandı. en çok da çocuğun anne-babası suçlandı doğal olarak. Şunu bilmeliyiz ki ortada bir suç varsa aslında tüm yetişkinlerin sorumlu hissedecekleri konular var. O ailenin aynasında hepimiz kendi ailemize, kendi çocuklarımıza mercek tutmalıyız. Anne babaların farkında olmadan; çocuklarını yanlışa ve suça yöneltecek hataları neler oluyor diye vurgulamak istedim. bir de bu yönden bakmak istedim. Bir psikoterapist ve davranış analisti olarak; kabuk düşünce, davranış ve duygulara bakmaktan çok, daha derine kazı yapmayı tercih ederim. Mesleğimin yapısı da bunu gerektirir zaten. Anne -babaların bazı düşünce ve inanç kalıpları; yanlış pedagojik yaklaşımları, disiplin hataları küçük canavarlar doğurabiliyor. Küçücük masum bebekler; çocukluğa, ergenliğe ve gençliğe ererken, anne-babaları yüzünden sevgisiz, ilgisiz ve hatalarla dolu bir yetişkin olup çıkabiliyor. Hep ebeveynlere yüklenmek istemem. Ben de bir anneyim. Ebeveynlerin de türlü zorluklar içinde iyi çocuk yetiştirmek arzuları ortada. Ben burada özellikle “anne-baba olmanın zaaflarına” dikkat çekmek isterim. Anne-babaların zaafları ve zanları yanlışları doğuruyor. Bazen anne-babalar katil çocuklarını korumak adına yeni suçlar işleyip,zalim devleri daha da büyütebiliyor. Burada soru şu: “Çocukları neyle besliyoruz(mecazi olarak)? Beslendikleri şeylerle çocuklar neyin obezi oluyor? “Bağımlılık” taşıyan bir çocuğun ateşine su taşımak… Doyumsuz ve sadistçe eğilimleri olan çocuğa verdikçe vererek zalimliğini beslemek… Çocuğun kişilik açıklarını, sınırlar koyarak dengelemek yerine; daha da tanrılaştırmak… Anne-babaların çocuklarını taparcasına sevmelerinden olabiliyor.Çocukerkil bir aile olurken farkında olmadan küçük putlar yetiştirdiklerini fark etmeyen ebevenyler… İlgisizliklerini, sevgisiz ve şiddet dolu aile gerçeklerini maddi imkanlarla kapatmaya çalışmalarından nice zalimler doğabiliyor. Sonuç hüsran, isyan, tuğyan… Ve giden canlar, yıkılan ocaklar, sönmüş kalpler, zombiye dönmüş evlatlar…Panik içinde yavrular…Çaresiz anne-babalar…daha da bozulan toplumlar…Kaos ve savaş dolu bir dünya…

       Anne-babalığın bazı yanılgılarını sıralayarak bu konuyu bitirmek isterim. Anne-babaların farkında olmadan düştükleri düşünce tuzaklarından bazıları şunlar oluyor:

- Ne kadar çok seversem o kadar karşılık verir.

- Ne kadar oyuncak, imkan ve maddi nesne verirsem gelişir.

- Ne kadar çok koruyup- kollarsam o kadar güvenli olur.

- Sorumlulukları onun yerine ben yaparsam, benim gibi ezilmez, bükülmez, rahat ve özgüvenli olur.

- Benim çocukluğumda yaşadıklarımı o yaşamasın.

- Neye ilgisi varsa bol bol vereyim,uğraşsın, doysun.

- Ne kadar seversem, verici olursam o da beni sever.

- Zahmet çekmesin. Madem imkanlarım var,hepsini çocuğum için kullanayım.

- Zaten kim için çalışıyorum.

- Çocuğum benim herşeyim, dünyam, o olmadan yaşayamam. Onun için her şeyi yaparım, onu kurtarmak için gerekirse ben suçu üstlenirim.

- Yemem yediririm, giymem giydiririm. Ben yokum, çocuklarım var. Herşey onların hakkı…

 İşte sevgili dostlar bu düşünceler uzayıp gider. Bir tarafta “mükemmel anna-baba mitleri”, diğer tarafta yerin dibine batırılan anne-babalık durumları.

Yine uçlardayız. Bize; aşırı duygusal, saçını süpürge eden, ceketini satan, sadece çocukları için var olan, kendini yok sayan, özdeğerini kaybetmiş,yorgun, bezgin, şaşkın,bilinçsiz ebeveynler lazım değil. Bize ve topluma, çocuklara; dengeli, akıllı, bilinçli, sınırlar çizebilen, alan açan, çocuğunu güzel seven, sevgiyi güzel gösteren, sohbet eden, çocuğuyla ilgili, çocuğunun sorularından, duygularından haberdar ebeveynler lazım…İnancında da disiplininde de,sevgisinde de, korumasında da, ilgisinde de dengeli anne-babalar lazım. Anne-babalığın en yumuşak karnı evlatlar değil mi? En çetin sınavımız evlatlardan değil mi? En çok sevdiğimiz varlıklarımız onlar değil mi? O zaman şapkamızı önümüze koyup kendi anne-babalığımızı bir daha sigaya çekelim. Nerede yanlış yapıyoruz, şirazeyi kaçırıyoruz bir daha bakalım. Anne-babalığımızı güncelleyelim. Yeni bilgilere, doğrulara; yeniden kulaklarımızı, kalplerimizi, gözlerimizi açalım. Kaş yapayım derken göz çıkarmayalım. Çocukları seveceğiz, koruyacağız diye küçük devleri uyandırıp, yeni canavarları ortaya çıkarmayalım. Hata yapmaya da telafi etmeye de iznimiz ve hakkımız var. Yeter ki canlara kıyılmasın, dönülmeyecek yollara girilmesin. Hep aile içinde, sohbet içinde sorunlar tespit edilsin.Gerek destek alarak, gerekse danışılarak büyümeden çözülsün. Hepsi mümkün, yeniden her şey mümkün. Aramaya, bulmaya niyet olsun. Düğümleri çözmeye niyet olsun.

 

Yazar

Gönül Nart

0 Yorum:

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlendi *