• BIST 102.209
  • Altın 226,099
  • Dolar 5,3001
  • Euro 6,0000
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 12 °C

ZULÜM BAKİ KALIR MI?

Serdar  Kayhann
“Hak sillesinin sedası yoktur
Bir vurursa billahi devası yoktur”
 
Sözlükte zulüm: Güçlü bir kimsenin kanunlara veya vicdana aykırı olarak başkasına yönelttiği eziyet veya kötü durum, şeklinde izah edilir. Peki yasaya uygun zulüm olmaz mı? Örneğin idarenin memuru tayin yetkisi vardır. İdare görevinin sınırlarını aşarak o memurun görev yerini 3 ayda bir değiştirirse bu yasaya aykırı değildir, ancak zulümdür. Günümüzde yasalar insanı değil güç ve yönetimi merkeze koyduklarından keyfiliğin sınırları genişlemiştir.
 
Hz. Ali,. “Bir insanı layık olmadığı yere koymak zulümdür.” der. Zira bu durum hem o insan için hem yaşadığı ülkenin insanları için bir kayıptır. Devletin her yetiştirdiği insandan istifade etme hakkı vardır. Çünkü devlet ona emek vermiş ve ona yatırım yapmıştır. Bu hakkı da layıkı ile kullanmak ister. Ancak devletin içine yuvalanmış çıkar gruplarının menfaatlerine çomak sokan pek çok liyakatli insanın müesses nizamın çarkları arasında ezilip kaybolduğuna üzülerek şahit oluyoruz.
 
Oysaki Şeyh Edebali ne diyor? “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Biz de diyoruz ki bir devleti çökertmek isteyen de ihya etmek isteyen de insandan başlasın.
 
Gelişmiş ülkelere baktığımızda insanın yüceltildiğini, yüksek değerler verildiğini ve onları onore edildiğini görürüz. Onuru yüceltilen insan değerli olur. Değerli insanın ürettiği de değerlidir. Horlanan ve ezilen insan değersiz ve silik bir insan olur böyle bir insandan verim beklemek abesle iştigaldir.
 
Zulüm adaletin yokluğudur, bir ülkede adalet yoksa zulüm vardır. Çünkü birinin olduğu yerde diğerinin yaşama şansı yoktur. Halk arasında şöyle bir söz dolaşır. Merhamet adaletin; adalet de kanunun üstündedir. Adaletin özü mağdurun gönlünü tedavi etmektir. Zira gönlü tedavi olmuş bir insan intikam peşine düşmeyecektir. Bugün insanlarımızın pek çoğu adaletten umduklarını bulamadığı için gizli bir intikam ateşiyle yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu durum ülkenin huzur ve selameti için bir tehdittir. Oysaki devlet intikamı körükleyici değil intikam ateşini söndüren bir misyona sahip olmalıdır. Bu da ancak kusursuz bir adalet ile mümkündür. Zira her intikam karşı bir intikamı doğurur ve bu durum kan davası gibi ilanihaye devam eder. Ateşi ancak su söndürür. Adalet intikam ateşini söndüren bir su gibidir.   Adalet, öyle bir dengedir ki hem mağdurun yaşadığı kırıklık ve üzüntü olabildiğince tedavi edilecek; hem suçlu bu eyleminden dolayi nedamet duyarak yeni suçlara ümit bağlamayacaktır. Cezaevinden çıkan bir suçlu bir hafta sonra ikinci bir suça bulaşıyorsa o sistemin kökten değişim vakti gelmiş demektir.
 
Hz. Ömer kıtlık zamanında sadece ekmek ve yağ ile besleniyordu. Halifenin günden güne eridiğini gören eşi neden yemek yemediğini ve güçsüz kaldığının sebebini sorunca. Halife şöyle cevap verir.
Ben ümmetim kıtlık ve yokluk içindeyken onlar gibi yaşamazsan onları halini nasıl anlarım ve devleti nasıl yönetirim.
 
Hiç kimse başkasının yaşadığı zulmü bedeninde ve ruhunda tatmadıkça onu hakkıyla bilemez ve idrak edemez . Zira bilgi üç gruptur.  . İlmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin. Yaşayarak öğrenme hakkal yakindir. Bunun dışındakiler eksik ve kifayetsizdir.
Açın halini anlasınlar diye Allah kullarına orucu emretti. Çünkü açlığın ne demek olduğunu ancak oruçlu iken anlayabiliyoruz. Yaratan bu nedenle bazı zalimlere mazlumlara yaptıklarının aynısıyla mükabele eder. İnsan terbiyeye muhtaç bir varlıktır: Zira onu her türlü kötülüğe teşvik eden bir şeytan ve nefis vardır. Başka ifade ile insan kirlenen bir varlıktır, arınmayı bilmezse helak olur
 
Yunus şöyle der..
 
"Olsun be Yaradan vardır.
Sanma ki, zalimin ettiği kârdır.
Mazlumun ahı, indirir şâhı
Her şeyin bir vakti vardır."
 
Hiratlı bir demirci, bir gece evine dönerken, yanlışlıkla hırsızlarla beraber yakalanır ve tutuklanarak hapsedilir. Demirci, zindanda namaz kılıp, (Ya Rabbi, bu işte suçum olmadığını, ancak sen bilirsin. Beni buradan, ancak sen kurtarırsın) diye sürekli dua eder. Adil bir vali olan Abdullah bin Tahir, o gece rüyasında kuvvetli dört kimsenin, tahtını tersine çevirmekte olduğunu görür. Hemen abdest alıp, iki rekat namaz kılar. Tekrar uyur. Yine o dört kişi, tahtını yıkmak üzere iken uyanır. Kendisinde, bir mazlumun ahı bulunduğunu anlar, zindan müdürünü çağırtıp der ki:
- Zindanda bir mazlum mu var?
- Bilmem ama, biri dua edip gözyaşı döküyor.
Dua eden mahkûmu çağırıp halini sorunca mesele anlaşılır. Vali, özür dileyip der ki:
- Şu parayı al ve herhangi bir arzun, bir işin olunca da bana gel.
Demirci, minnetsiz konuşur:
- Hakkımı helal ettim, ancak ihtiyacımı görmek için gelmem.
- Niçin?
- Benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren Rabbimi bırakıp da, dileğimi başkasına arz etmem kulluğa yakışır mı?
 
Bir mazlumun duası gereğince, sultanın tahtını devireceğini haber veren Allah, zulme ve haksızlığa uğrayan diğer mazlumların dualarını veya beddualarını da geri çevirmeyecek ve zalimlere verdiği fırsatı bir gün sona erdirip, onların durumlarını da tersine çevirecektir
 
Bir hadiste
Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah'la bu beddua arasında perde mevcut değildir." (Buhari, Zekat 1,)
 
Bir atasözü derki “zalim ancak zulümle terbiye olur. “Çünkü zalim yaptığının zulüm olduğundan bile habersiz olabilir. Bunu ancak nefsine yönelen bir zulümle idrak edebilir. Zira insan duygularını keskinleştirip nasırlaştırabilen bir varlıktır. Kalbi hassasiyetini kaybetmiş insanlara yetimlerin başını okşaması tavsiye edilir. Kalp katılığı bir felakettir. İnsanı helaka sürükler. Çünkü bu tip insan yaptıklarından vicdan azabı duymamakta ve nefsinin ardı sıra sürüklenmektedir.
 
Bir ayette;
"Zulmedenlere asla meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostunuz yoktur. Sonra size yardım da edilmez". (Hûd, 11/113.)
 
Mağduriyet anları insanın en zayıf ve Allah’a en samimi duygularla sığındığı anlardır. Böyle durumlarda Allah’a yönelirken duyulan heyecan, O’na atfedilen güç ve beklentilerin harekete geçirdiği hislerin dorukta olduğu anlardır. Mazlum ve mağdurun bedduası ile Allah arasında hiçbir manevi perde ve engel yoktur derken, Hz.Peygamber bu ince noktaya temas etmektedir. “Mazlumun bedduasından korkunuz!”un anlamı budur. O an mazlumun en zayıf anıdır. Zalimler için en tehlikeli anlardır. Zayıflığını hissedişinin zirvesindedir, Allah’a sığınma gereği ve hissinin de zirvesindedir. Kul bu denli yoğun duyguları nadir anlarda yaşadığı için isticabe(Duanın kabulü) ile talep örtüşür ve anında karşılık bulur.
 
Onun için mazlumun âhı ve bedduasından korkmak gerekir.
 
“Andolsun ki biz, sizden önce nice nesilleri, zulümleri sebebiyle helak ettik.” (Yunus 10/13)
 
Zulüm, bir başka yönden haddi aşmaktır. Hak ve hukuk tanımazlıktır. Zülüm pervasızlık ve nobranlıktır. Kendini üstün görme, karşıdakini hakir görmedir. Zulüm yapan insan empati yapma yeteneğini kaybettiği için vicdanen bir huzursuzluk duymaz. Nice zalimler var ki yaptığı zulümlerin mahiyetini aynıyla yaşadıklarında anlayabilmiş ve nedamet ateşine gömülmüşlerdir.
 
İnsan eşref-i mahlukattır. İnsana zulüm Allah’a isyandır. Kaldı ki suçluya bile öfke ile değil ölçü ile ceza vermek esastır. Allah insanı yeryüzünde halife olarak yaratmıştır. Allahin halifesine zulm etmenin Allah indindeki değerini iyi idrak etmek gerekiyor.
 
Zalimler asla kurtuluşa eremeyecektir. Onlar, kıyamet gününde karanlıklar içinde kalacaklardır. Zulme sessiz kalanlara, zulmü görmezden gelenlere de merhamet edilmeyecektir. Çünkü merhamet etmeyene merhamet edilmez.
 
 Düşünce ve davranışta zalimlere meyletmek zulümle; hainlere ortak olmak ihanetle; suçlulara arka çıkmak cürmün kendisi ile eşdeğerdir. Zalimlere karşı hakkı dile getirmek en büyük savaştır. Zalimin zulmünü önlemek hem bu dünyada hem de ahirette kurtuluşun ta kendisidir.
 
Zulmü sona erdirmenin tek yolu kusursuz ve üstün adalettir. Adaletin düzgün işletildiği bir ülkede insanlar haklarını almak için ekstra bir gayret peşine düşme ihtiyaçları olmaz.
 
Zira devlet adamina Dicle kenarındaki koyunun hesabını yaptırabilen bir adalet sevdası , insanlara hiçbir maddi servetin yaşatmayacağı huzuru ve saadeti yaşatır.
Bu yazı toplam 445 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim