• BIST 102.494
  • Altın 227,046
  • Dolar 5,3171
  • Euro 6,0286
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 0 °C

VİCDANİ SORUMLULUĞUMUZ VE ADALET

Serdar  Kayhann

Konumuza bir hikaye ile başlayalım..
Henüz İslam gelmemişti..

Sad b. Ebi Vakkas İran'a yolculuk yapmaya hazırlanıyordu.. Hz. Ömer rastlayınca sordu: Ya Sad, ne yapacaksın İran'da. Sad, para sıkıntısı olduğunu bu yüzden büyüttüğü tayı satarak para kazanmak istediğini söyler.

Hz. Ömer ona birlikte gidelim dedi ve uzun bir yolculuktan sonra İran'a vardılar. Kale kapısı açıldıktan sonra içeri girdiler ve cirit oynayan insanları seyre daldılar.

Bu arada gençlerden biri hey bedeviler diyerek bunların elindeki tayı zorla aldı. Karşı koymaya çalışınca da yumruk ve tekme ile savuşturdular..Moralleri bozulmuş olan iki arkadaş yabancı bir ülkede ne yapacaklarını şaşırdılar ve saatlerce umutsuz dolaştılar.

Akşam olunca bir hana yerleştiler. Hancı bunların üzgün olduğunu anlayınca konuşturdu ve dertlerini dinledi.. Hancı bu genci bana biraz tarif eder misiniz dedi.. Genci tarif edince hancı.

Hımm bu anlattığımız kralın oğlu ama üzülmeyin burası İran ve bu devletin başında Nuşirevan adında adil bir hükümdar vardır..Burada haksızlık yapan mutlaka cezasını bulur.

Fakat bu demek değildir ki cezasız kalsın. Yarın saban pazar meydanına gidiniz, hükümdar her sabah oradan geçer halka bir derdi olup olmadığını sorar, orada her şeyi anlatın o yapacağını bilir der..

Hancının dediğini yaparlar ve pazar yerine varırlar. Hükümdar oradan geçince Ömer ve Sad, tercüman vasıtasıyla durumu Nuşirevan'a anlatırlar..

Tercüman bunları dinledikten sonra hükümdara Bunların atlarını ellerinden zorla almışlar. (Yalnız bu işi oğlunun yaptığını söylemedi).. Hükümdar vezirlerine emir verdi bu adamlara atlarının bedelinin iki katını verdi ve ben suçluyu elbette bulup cezalandıracağım dedi..

Parayı alan iki arkadaş sevinçle hana döndü ve olayı hancıya anlattılar. Parayı aldıklarını ve suçlunun da en kısa sürede bulunacağını söylediler..Hancı sinirlendi ne demek bu dedi. Kendi oğlu suç işlerse bu cezasız mı kalacak dedi.. gelin beraber dedi.. Birlikte pazar yerine koştular. Hükümdarı buldular. Hancı hükümdara seslendi..

-Şahım.
Anlamadığınızı bir nokta var. Hadi bedeviler ihsana nail oldular atlarının parasını aldılar. ya bu suçu işleyen senin oğlun ne olacak o cezasız mı kalacak dedi..

-Yaa, demek suçu işleyen benim oğlumdu ha dedi...
Vezirlere döndü ve şu bedevilere bir misli daha para verin ve yarın ikisi de kenti terk etsinler. Yalnız birisi kuzey diğeri güney kapısından çıksınlar ve yolda birbiriyle buluşsunlar dedi..

Ertesi gün iki arkadaş başkenti terk ettiler. İki arkadaş kapıdan çıkarken gördükleri manzara ile irkilirler..Kuzey kapısından çıkan Sad, hükümdara konuşmaları eksik ve yanlış yapan tercümanın asıldığını, güney kapısından çıkan Hz. Ömer'in ise ellerinden atı zorla alan delikanlının kapıya asıldığını görür

Yıllar sonra İslamiyet gelmiş ve Hz. Ömer halife olmuş ve Sad b. Ebi Vakkas Mısırı fethetmiş ve şehre girince bir yahudinin evini kendine karargah yapmış, yahudinin ağlamalarını aldırmadan onu sokağa atmış. Yahudi atına biner ve Medinenin yolunu tutar durumu Hz. Ömer'e anlatır .

Hz. Ömer yerden alığı bir kemik parçasına bir şeyler yazar ve Yahudiye uzatır ve bunu Sad'a götür der..Yahudi halifenin kendisini baştan savdığını zanneder ve umutsuzca Mısıra gelir. Sad'a kemik parçasını uzatınca yazıyı gören Sad telaşlanır ve yanındakilere emirler yağdırmaya başlar ve Yahudiden özür diler..Kemikte şu yazılıdır.

"Ya Sad, İran hükümdarı Nüşirevan' dan daha az adil değilim." Bazı rivayetlerde bu olay üzerine Yahudinin müslüman olduğu bildirilir.

Tarihteki büyük imparatorluklar örnek hikayemizdeki gibi kusursuz adaletleri ile dünyaya ün salmışlardır. Adil hükümdarların yürek donduran hikayeleri günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Hz. Ömer, Ömer bin Abdülaziz, İran hükümdarı Nuşirevan gibi hükümdarlar adaleti sadece akıllarıyla değil ruhlarıyla kalpleriyle yaşamış ve yaşatmış liderlerdir..

Hükümdar olmak ve devlet yönetmek kolay değildir. Sızlamayanın derdini duymak ve öğrenmektir en büyük erdem. Zira ağlayan, çoğu kez yalandan ağlar..

Şuna kalben inanalım ki günümüz koşullarında Mükemmel bir devlet düzeni ve kusursuz bir adalet sistemi kurmak mümkün değildir. Zira bunun için adalete kusursuz inanan bir devlet başkanı ve onun bu adalet düzeninden rahatsız olmayacak aksine onu teşvik edecek ve bunlara yürekten itaat edecek bir tebanın olması gerek.

Büyük halife, ilim deryası Hz. Alinin bile adaleti tesis için gücünün yetmediği ve hunharca şehit edildiği bir dünyada bugün adaleti kusursuz bir çıtaya çıkarmak mümkün olamaz. Hele ki şeytanların ve fitne odaklarının kol gezdiği ve ayyuka çıktığı kul hakkının kepçe ile götürüldüğü ve menfaatlerin her şeyin önüne geçtiği  bir devirde bu nasıl mümkün olabilir ki?

Peki o takdirde kamu görevlisi veya adalet mensubu olarak bizler üzerimize aldığımız sorumluluğumuzdan nasıl kurtulacağız. Aldığımız görevi ve ücreti nasıl hak edeceğiz. Üzerimizdeki yükü nasıl hafifleteceğiz.. ?

Yüce Allah'ın bir vaadi var. Allah, kullarına taşıyamayacakları yükü yüklemez. Ve insanların amelleri niyetine göre karşılik bulur.

O vakit bize düşen tek şey mükemmele ulaşabilmek için gayret, yani o uğurda var gücümüzle çalışmak. Bizler zaferden değil seferden sorumlu insanlarız.. Allah herkesi imkanları ölçeğinde sorumlu tutar..

Karıncanın Kabeye olan seferi bizler için örnek oluşturmalı....Mevlana diyor ki ; dün zekiydim dünyayı değiştirmeye çalışıyordum. Bugün akıllıyım sadece kendimi değiştiriyorum..

Önce kendimizi adalete inandırmak bulunduğumuz mevkide kul hakkına ve beytül-malın hakkını gözetmek. Maiyetimizdeki insanların da bunlara riayet etmesi için her türlü gayreti sarf etmek ve bizzat örnek olmak. Bundan sonra etrafımıza dönmek ve yapabileceklerimizi yapmaya gayret etmek ve hakikati haykırmak.

Bu takdirde şahsi sorumluğumuzdan kurtulmuş olabiliriz. Bizim diğer en büyük sorumluluğumuz çocuklarımız. Zira onların ahlaki yozlaşmalarından, önce biz sorumluyuz. Sonra toplum, sonra devlet... Çocuklarımıza güzel bir ahlak verebilir ve onların adil birer insan olmasını temin edersek en büyük kazancımız bu olacaktır.

Yoksa bırakın dünyayı değiştirmeyi ülkeyi ve kendi beldenizi değiştirmek bile kolay değildir. Rabbim nasip ederse bunlar olur. Bizler sadece kendi güç ve imkanlarımızdan sorumluyuz ve onlarla hesaba çekileceğiz..
Rabbim kendi güç, makam, ünvan ve imkanlarının hakkını dolu dolu verenlerden eylesin bizi.

Bu yazı toplam 1233 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim