• BIST 1.198
  • Altın 486,531
  • Dolar 7,9168
  • Euro 9,3577
  • Kayseri 12 °C
  • Ankara 15 °C

"Türkiye'nin Afrika'da ne işi var?"

"Türkiye'nin Afrika'da ne işi var?"
Akşam yazarı Vedat Bilgin "Türkiye'nin Afrika'da ne işi var?" şeklindeki çıkışlara cevap verdi.
TÜRKİYE'NİN AFRİKA'DA NE İŞİ VAR?

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Afrika seyahatinin bazı çevrelerde rahatsızlık yaratmasında, "Afrika'da ne işimiz var" türünden soruların sorulmasına yol açmasında şaşılacak bir taraf bulunmamaktadır. Türkiye yüz yıl sonra hapsolduğu durumdan kurtulmakta, mahkum edilmek istendiği rolün dışına çıkmaktadır. 

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Dünya Batılı ülkeler tarafından paylaşılmış ve bu durum bize Lozan'la birlikte yansıtılmıştır. Mesele bir Lozan tartışması yapmakla ilgili olmanın çok ötesinde, birinci savaşın belirlediği "dünyanın yeni statükosu" çerçevesinde bir konudur. Buna göre Asya, Afrika, Ortadoğu hatta bütün dünya paylaşılmış bulunmaktadır. 

Aslında yağmalanan en başta bizim imparatorluğumuz, bizim topraklarımızdır. Kimse bugün kalkıp "neden bizim ülkemiz olsun, neden bizim topraklarımız olsun" demesin, o gün Selanik neyse İstanbul odur, Bağdat, Halep, Bingazi neyse İzmir, Antep, Hatay odur. Birinci savaşın kaybedenleri arasında başta biz ve dünyanın mazlum milletleri vardır. 

Yeni bir dünya kuruluyor 

Birinci savaştan sonra kurulan Dünya Sistemi merkezinde gelişmiş batılı kapitalist ülkelerin yer aldığı, çevresinde sömürge ve bağımlı ülkelerden oluşan bir yapıya sahiptir. Bağımlı ülkeler batının üstünlüğünü kabul etmek durumunda kalmışlardır; çünkü batı güçlüdür ve o günkü dünyada alternatif olarak sadece Sovyetler Birliği vardır ve bu sistemde başta Kafkas Müslümanları olmak üzere bütün Türk ülkelerini işgal edip sömürgeleştirmiştir. 

İkinci Dünya Savaşı sonrası "dünya sistemi" içinde iki değişim yaşandı. Birincisi batının yani sistemin patronu değişmiştir. Artık ABD bütün kapitalist dünyanın lideridir. İkincisi, sömürgelerin bağımsızlaşma süreci başlamıştır. 

Dünya'da bunlar olurken, Türkiye Lozan'la başlayan batıyla uyumlu-batıya bağımlı çizgisinde ilerlemeye devam etmiştir. Sovyetlerin ikinci savaş sonrası "Doğu Avrupa'yı işgali, Türkiye'den toprak talebi" Batı-Türkiye ilişkilerinde yeni bir aşamaya yol açmış, hem ekonomik hem askeri alanda farklı bir işbirliği-bağımlılık ilişkisi ortaya çıkmıştır. Burada hemen vurgulamak gerekir ki, Lozan sonrası takip edilen siyaset de, NATO sonrası takip edilen siyaset de "Batının dünya sistemi içinde kalan, onun sınırlarına dahil olan" bir siyasettir. Dayandığı temel çizgi bellidir: İçe kapalı, kendi kültür coğrafyasına sırtını dönen, özellikle İmparatorluk coğrafyasıyla asla ilgisi olmayan bir siyasettir bu. 

Mazlumların uyanış vakti

Demek ki batılılaşma diye yere göğe konulmayan siyasetin esası, içerde kendi halkının kültürüne karşı savaş açmayı gerektirirken, dışarıda da batının oyun sahasının dışında kendine biçilen yerde durmayı benimsemek olarak tezahür etmektedir. Bu bakımdan "Türkiye'nin demokratikleşmesi bu iki yönlü kıskacın kırılması" anlamına gelmektedir. Türkiye demokratikleştikçe üzerine giydirilmiş olan deli gömleğini parçalamakta, zincirlerinden kurtulmaktadır. 

Bugün Türkiye Afrika'da ne arıyor diye soranlar ile ülkenin demokratikleşme yönünde attığı her adıma itiraz edenlerin aynı adamlar olması tesadüf değildir. Ortadoğu'yu, Afrika'yı Batının hakimiyet alanı olarak görenler "haklı olarak", Yeni Türkiye'yi geçen yüzyılda çizilen politikaya sadakatsiz olmakla suçlayabilirler. 

Türkiye Ortadoğu'da olmalı, Afrika'da, Asya'da olmalı. Yeni işbirliği imkanlarını sonuna kadar zorlamalı ve geliştirmelidir. Küresel süreçte Türkiye'nin konumu ölçeği bölgeselleştiren bir ekonomik kalkınmaya taşımaktır. Türkiye, Habeş ülkesine Etiyopya'ya, Somali'ye "müstevliler gibi" gidemez ve gitmiyor. Sömürülmüş, damarları kesilmiş Afrika'ya Türkiye hastaneyle, ilaçla, insani yardımla ve birlikte kalkınma misyonuyla gitmektedir. Siyah Afrikalılar ellerinde Türk Bayraklarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı karşılarken, "bu gelenlerin farklı olduğunu" sevgi dolu bakışlarında, heyecanlarında ortaya koymaktadırlar. Vakit, mazlum ülkeler ve halklar için ayağa kalkma vaktidir. 

 
 
Bu haber toplam 526 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim