• BIST 102.494
  • Altın 227,046
  • Dolar 5,3171
  • Euro 6,0286
  • İstanbul 4 °C
  • Ankara 0 °C

SUÇ ve ESARET

Serdar  Kayhann

Devlet Suça ve Suçlulara Nasıl Teslim Olur?

 

Suç, toplumdaki huzur ve güven ortamını zedeleyen ve nihayetinde kamu otoritesine başkaldırıyı alenileştiren eylemler bütünüdür.

Suç oranlarındaki yükselme, bir ülkenin refah seviyesi ile ters orantılıdır. Suç bir başka yönden umulanla ulaşılan arasındaki farkın ortaya koyduğu duygusal travmanın bir sonucudur. Suç, bir anomali durumudur.

 

Hukuk öğretisindeki caydırıcı teoriye göre, bireyler rasyonel varlıklardır. İnsanlar acı ve zevk tercihleri arasında bilinçli olarak hazzı seçer ve acıdan uzaklaşırlar. Bu nedenle caydırıcı teorinin önde gelen teorisyenlerinden Bentham, suç için öngörülen cezanın vereceği acının, hazdan daha fazla olması gerektiğini ileri sürer.

 

Cezaevine girmenin toplumda racon kesme aracı haline dönüştüğü ülkemizde cezalardaki haz-acı dengesinin peşinen bozulduğunu söylemek şaşırtıcı değildir.

 

 Yapılan bir çok sosyolojik araştırmalar, suçların azalmasında cezaların ağırlığından ziyade cezaların kesinliği ve kaçınılmazlığının etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bir başka ifade ile suçluları bulup adalete teslim edemeyen bir kolluk sisteminin olduğu yerde cezaların ağırlığının bir etkinliği olmayacaktır. Zira suçluların bir çoğu işledikleri suç nedeniyle yakalanmayacakları veya kurtulacakları ümidi ile suça yönelmektedirler.

Bir ülkede suç oranı ne kadar yüksekse suçla mücadele o kadar imkansız hale gelir. Zira suçlar olağanlaşır ve suçla mücadele edecek insanlarda umutsuzluk hakim olur. Bunun üzerine cezalardaki caydırıcılığın olmaması ve şikayet hakkını kullananlara ekstra bedeller ödetilmesi suçla mücadeleyi zorlaştırır ve etkisiz hale getirir.

 

Bir resmi dairede rüşvetçi memur çetesi olsun.  Bu memurları şikayete yeltenen namuslu bir memura organize olmuş ve palazlanmış çete iftira  dahil  her türlü yıldırma ve mobing ile o memuru şikayet ettiğine pişman ettirebilirler.  Bu örneği  yaşayan 3. Kişi rolündeki diğer memurlar artık suç işleyenlerin  şikayet edilemez bir güce eriştikleri inancına kapılır ve kabuklarına çekilirler. Bu saatten sonra sistem kendi kendini çürütmeye başlar. Zira suçların takibi her zaman doğal akışı içinde yürümez  ve bir suçun takibini yapmak bazen üstün bir gayreti zorunlu kılar: Zira arada çoğunlukla aşılması gereken  engeller, ikna  edilmesi gereken makamlar olabilir.

 

Mesnevi de anlatılan güzel bir hikaye var.

Bir gün aslan, kurt ve tilki beraberce avlanmaya gitmişlerdi. Bir zaman sonra, büyük bir çabayla bir inek, bir keçi ve bir tavşan avladılar.

Aslan kendi kendine, kurt ve tilki avlara tamah ediyor, bir sınayım şunları diye düşündü. Kurda dönüp: avları taksim et, dedi.

Kurt: inek sizin, keçi benim, tavşan da tilkinin dedi. Aslan, kurdun kendisine pay ayırabilme cüretinde bulunmasına sinirlendi. Sıçrayıp kurdun başını gövdesinden ayırdı.

 

Sonra tilkiye dönüp: sen avları taksim et, dedi.

Tilki: inek sabah kahvaltınız, keçi öğle, tavşan da akşam yemeğiniz, dedi. Aslan gülümsedi. Böyle taksimi kimden öğrendin!? Dedi.

Tilki: şu yerde yatan kurttan, dedi.

 

Ne yazık ki bu ülkede namuslu insanlar namussuzlardan daha çok bedel ödemişlerdir.  Bu korkuyu yıkmanın pek çok yolu vardır. Suç işleyenlere gerçekten caydırıcı cezalara çarptırmak.  Etkin ve güçlü bir adalet sistemi kurmak. Halife Ömer bin Abdülaziz’in yönetim formüllerini uygulamak.  Büyük halife bir ferman yayınlar ve kim ki bizim bir yanlışımızı bize haber verir, kim zulme uğrayan bir mazlumdan  bizi haberdar ederse ona 100 ila 300 dirhem arasında ödül vereceğim der ve söylediğini  yapar.  Neticede toplumda güven ve huzur hakim olur.

 

Bugün ülkemizde tanık olanların tanıklıktan, şikayetçi olanların şikayetten pişman olduğu ancak suç işleyenlerin ise suçtan pişman olmadığı bir ülkenin suç cennetine dönüşmemesi mümkün olabilir mi?

 

Bir toplumu suçlara ve suçlulara esir etmek o toplumu geri bırakmanın ilk formülüdür. Hukukun etkin olmadığı bir ülkede korku ve güç egemen olur. Mazlumlar kabuğuna çekilir ve suçluların sesi daha çok çıkmaya başlar.

 

Devlet kendini denetleyemez ve kontrol edemez bir noktaya geldiğinde işler kontrolden çıkar ve devleti adeta liyakatsizlik esir almaya başlar.

Şeffaflık, liyakat, ödül ve ceza denklemini iyi kuran bir devlet bunun karşılığını mutlaka alırken bu kurala riayet etmeyen devleti zor günler bekliyor demektir.

 
Bu yazı toplam 580 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim