• BIST 86.072
  • Altın 251,269
  • Dolar 6,0742
  • Euro 6,8075
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 13 °C

SONUN BAŞLANGICI

Ebubekir Bağcı

Bizde Batı(k)lılaşma toplumun temel değerlerinin, tarihsel köklerinin değiştirilmesinin aracı olmuştur. Çin ekonomisiyle ve gelişen teknolojisiyle toplumsal değerlerinden kopmamıştır. “Batılılaşma” onlar için gelişmenin aracı olmuş. Bizdeki gibi amaç olmamıştır.. Aynı şekilde Japonya, Güney Kore içinde aynısı geçerlidir. Teknoloji ile toplumsal refah seviyesi artsa da kökleri sapasağlam duran milletlerdir. Japonya’da İmparator Meji tarafından on sekizinci yüzyılda başlatılan batılılaşma hareketi Osmanlı’daki Tanzimat gibi, daha sonra Cumhuriyet Dönemindeki gibi olmamıştır. Bu toplumlarda “batılılaşma” adındaki gelişme ve değişim, bir çınarı kökünden koparan unsurları içermemiştir. Aksine hala gelenekleri, örf ve adetlerini koruyarak günümüzde toplumsal kimlikleriyle yaşamaya devam etmektedir. Çin akrabalar arası ilişkiler zayıflamasın diye hafta sonu tatilini uzatmıştı. Bizim toplumsal kimliğimizi oluşturan değerler Avrupalıların değerleriyle değiştirildi. Bu benim görüşüm. 

Bu Batılaşma emelleri doğrultusunda yerli olanlar yasaklanmıştır. Türkü yasaklanmıştır. Bu konuda Sinan Çetin ve Nebil Özgentürk'ün Türkiye'nin Hatıra Defteri  isimli belgesel serisi için çektiği “yasakları” anlatan kısa filmi vardır. İzlemenizi tavsiye ederim. Hesap başka hesap. Amaç batı toplumunu bu topluma aşılayarak tamamen değiştirmekti. Evet gerçekten gelişmek, batı(k)lılaşmak adına yapılanlar toplumun “muasır medeniyetler seviyesine” çıkmasının aracı değil amacı olmuştur.

Sonuç gelişememiş cahil, okumayan, düşünmeyen, geçmişle bağını koparmış kitleler meydana gelmiştir. Darbeler yapılarak toplumun kültürel aktarımınada neşter vurulmuştur. (Özellikle 1980 darbesi) O dönemlerden  itibaren yapılan tüm dizi, film müzik ( Başta Pop müzik olmak üzere ) hepsi toplumun geleneksel kimliğini değiştirmek için yapılmıştı. Bunlar vasıtasıyla halkın değerlerine dil uzatılmış, alaya alınmış, hor görülmüştür. (Zaman zaman o dönemin artıkları böğürüyor.)  Aynı zamanda dizi, filmlerde yer alan bu  karakterlerle toplum insanına rol model olacak karakter vasıtasıyla nasıl olması gerektiği anlatılmaya çalışılmıştır. Din adamlarına saldırıda geri durulmamıştır. (Dinle ne alıp veremediğiniz var.) Hala medya bu “toplum mühendisliğine” devam ediyor. (Hükümete yakın bir kanalın dizileri de toplumun ahlak yapısını bozan yapımlarla dolu, TRT’ ise gayet güzel yapımlar var. )

Günümüzdeki dizi ve filmlerde hiç sıradan orta hali “orta direk” insanların hayatı konu edilmez. Karakterler zengin, kültürlü, lüks araca binen, havuzlu villalarda, rezidanslarda yaşayan, şirket sahibi, iş adamı, dekolte giyinen güzel kızlardan oluşan, ensest ilişkilerin ve eşcinselliğinde aşılanmaya çalışılan yapımlardan oluşmaktadır. (Isıtıp ısıtıp milletin gözü önüne getirilen bir dizide evin temizlikçisi türbanlı bir kadındır. ) Magazin olarak isimlendirilen “yaşam çöplüğü” ile ünlü olarak bilinen varlıkların hayatları medya aracılığıyla birlikte yine topluma çeşitli yaşama biçimleri, davranışlar empoze ediyor. Bunların  evlenmeleri ve boşanmaları kısa sürelidir. “Şehvet Alışverişine” AŞK diyorlar. Aşk öyle oldu bitti iş değildir. Sonradan olma bir “medya ağası” boşandığı eşine rekor nafaka veriyor.(Yeri gelmişken devlet büyüklerimizin süresiz nafaka konusuna bir an önce el atması lazım. Çünkü  boşanmaları arttıran, aileyi dağıtan önemli unsurlardan birisi. ) Güle oynaya girdiği mahkemeden çıkınca hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam ediyorlar. Boşandığı o kadın ertesi gün ecnebi biriyle giriştiği bu “yeni alışverişinde” tanışma aşamasında olduklarını söylüyor. (Bir hafta onunla gez, gönül eğlendir kafana yatarsa “alışverişi başlat” AŞK YAŞAMAYA BAŞLA. Bir insan bu kadar zamanda nasıl tanınır. Konuya devam edelim. Bu hareketler daha sonra bir savaş durumunu almıştır. Topluma bu savaşta çok farklı silahlarla saldırılmıştır, hala devam etmektedir. Türkiye’ye açılan savaş silahsız unsurları içermektedir. Bu unsurlar insanların zihinlerine yukarıda bahsettiğim araçların vasıtasıyla yerleştirilerek tıpkı”TruvaAtı” gibi beyinlerinde işlev görmektedir. Bugün boşanmalar arttı evlilikler azaldı. Aldatmalar ve eşler arası şiddet hat safada, nikahsız ilişkiler normalleştirildi, doğumlar azaldı. Yani bizim kaderimiz Suriye, Irak, Filistin, Arakandan biraz farklı. Savaş teknikleri gelişti. Aile kurumumuz bu batı(k)lılaşma hastalığı sonucu bir “Apoptosis” durumunu yaşamaktadır. Bizim halkımız batı(k)lılaşmayı bu yapılanlar sonucu yanlış anladı, yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi tekrarla devlet politikası olarakta batı(k)lılaşma için yapılan çalışmalar bir onun aracı değil amacı oldu. Tekrar medya konusunda toplum dizilerle, filmlerle, futbolla, cinayet, ihanet ve her türlü kötülükler izletilerek uyuşturuluyor.Biz Batılılaşmadık “BATI(K)LAŞTIK” Sonun başlangıcına geldik.

Abdurrahim Karakoç’un Benzettiler şirinin şu dizeleriyle bitiriyorum.

“Kalıba uydurdu uyduklarımız
Yazmakla bitmez ki duyduklarımız
Paris modasıdır giydiklerimiz
Astar Avrupalı, yüz Avrupalı.” 

 

 

Bu yazı toplam 9205 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim