• BIST 95.057
  • Altın 192,865
  • Dolar 4,7244
  • Euro 5,4834
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 20 °C

SEMERKAND’DAN YÜZYILLARDIR YÜKSELEN SES “SELAM OLSUN SANA YA RESULALLAH”

Tugçe Merve Elmacı

 

Geliyorlardı; kurak tepelerden şehre doğru dörtnala koşan atlıların oluşturduğu kum bulutu havaya karışarak, birkaç kilometre ötedeki halkın üstüne yağmur gibi yağıyordu.  

Şehrin ulu camisine sığınan, ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş halkın iniltileri arasına bir de havadaki kum eklenince boğuk öksürükler başlamıştı. Çocuklar korkudan tir tir titrerken, kadınlar feryat ederek ağlıyor,  yaşlılar ise kendilerini ne beklediğinden emin bir şekilde kenarda soluk almadan hızlı hızlı sallanarak Kuran-ı Kerim okuyorlardı.

Yaklaştılar… Birkaç dakika sonra Buhara şehrinde, MÜSLÜMAN TÜRKLERE, dünyanın en büyük katliamlarından biri ‘MOĞOLLAR’ tarafından yapılacaktı.

Geldiler…  At nalı sesleri kesildiğinde artık birkaç soluk ötede duruyorlardı. Onları kendilerinden ayıran sadece taş duvardı. Cami içinden çıt çıkmıyordu. Halk; yaşlı, genç, erkek, kadın demeden sanki dillerini yutmuş nefes almadan bekliyorlardı.

Cengiz Han, Buhara Ulu Cami’nin (Mescid-i Cuma) kapısının önünde duruyordu. Etrafı vahşice süzdü. Kanla beslenen ordusu sabırsızlıkla arkasında bekliyordu. Yağmacılıkla geçinen, güneşe tapan, İslam ve medeniyet düşmanı Cengiz Han,  tam atından inerken başındaki miğferi yere düştü. Yerden almak için eğildi, tekrar başına takıp doğrulurken bir anda Mescid-i Cuma minaresinin tam önünde kendini eğilmiş halde buldu. Hızlıca arkasını döndü ve ordusuna seslendi.

‘Ben şimdiye kadar hiçbir şeyin ve hiç kimsenin önünde eğilmedim. Bu minare hariç her şeyi yakın ve yıkın’

Ortalık bir anda cehenneme döndü. ‘Belki cami içinde bize dokunmazlar’ düşüncesiyle toplanan binlerce Buharalının sesleri giderek kesilmeye başlamıştı bile. Cengiz Han kanununu tekrar duyurdu ’Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayacak’

Çoluk çocuk, kadın erkek demeden tüm halkı keserek binlerce Müslüman Türk'ün başından kule yaptırdı. Bununla da yetinmedi. ’Bize ilim değil savaş lazım’ diyerek mukaddes kitapların saklandığı sandıkları açtırdı, yanan evlerin içlerine attırdı. Buhara 3 gün 3 gece alev alev yandı. 1220 senesinin Şubat ayında Buhara artık yoktu. Tek bir şey dışında; ‘Mescid-i Cuma minaresi’ (1127)

Mescidi Cuma’nın tam önünde belki de Cengiz Han'ın durduğu yerdeyim, kafamı tekrar kaldırıp bakıyorum;  kalın gövdesi sırlı tuğlalarla çevrilmiş,  üstü geometrik motiflerle bezenmiş mimari şahesere…  Bir tek sen mi şahit kaldın buralarda?

Çölün ortasında,  Karahanlılar döneminden bu yana,  geceleri şehre doğru ilerleyen kervanlara yol gösteren, ezanın tüm Buhara’dan duyulduğu minare olarak mı hatırlamak lazım seni, yoksa idam mahkumlarının burdan atıldığı ölüm minaresi olarak mı?

Zulüm devam ediyordu,  hızını alamayan Cengiz Han’ın yönü şimdi de Semerkand’dı. Binlerce Müslüman türkmenler hunharca katledilirken kadınlar ve kızlar askerler arasında dağıtılıyor, aklın almadığı ahlaksızlıklar yapılıyor,  bir yandan da şehir alev alev yakılıyordu.

Orta Asya’nın altını üstüne getiren Moğollar, Semerkand’da tek bir yere dokunamamışlardı. Muhkem bir tepenin yamacında bulunan, bu katliamların hepsine tanıklık eden tek bir yer;  “Şah-ı Zinde” ye.

Burada yatan büyük sahabe, peygamberimizin amcaoğlu Kusem bin Abbas(ra), Horasan seferine katılarak Orta Asya’ya güneş gibi İslamiyet’i yaymıştı.  O’nun maneviyatıyla dolu bu kadim şehirdeki medfun bulunduğu yere güçleri yetmeyecekti. Moğollar başlarına bir bela geleceğini düşünerek buraya dokunmadılar.

Zulümleri yıktı geçti her yeri ama bilmiyorlardı;

 “İslamiyet güneş gibidir üflemekle sönmez “ (Bediüzzaman Said Nursi)

Ashab-ı Kiram’ın ışığıyla aydınlanan bu topraklarda, sunni Türk-İslam devletlerinin himayesindeki Türk İslam büyükleri, buraları tekrar yeşertecek ve ilay-ı kelimetullah uğrunda yetiştirdikleri öğrencilerini akın akın Anadolu’ya yollayacaklardı. Bizde Onlarla can bulacaktık.

Mavi çinilerle kubbe kubbe yükselen Şah-ı Zinde’nin önünde otururken kapısının üstünde, öğlen güneşinin yansıttığı yıldız gibi parlayan altın sarısı kufi hat gözümü alıyor, daha dikkatli bakıyorum, okuyorum,  gözyaşlarımı tutamıyorum…

Peygamberimizi yeryüzünde en son gören,  O’nun en son mübarek vücuduna dokunan, Semerkand’ın Şah-ı Zinde’si (yaşayan şah) ,Orta Asya’dan, doğduğu büyüdüğü kutsal topraklara özlemle sesleniyor;

“ALEYHİSSALATÜ VESSELAM”

 (Allah’ın salat ve selamı O’nun üzerine olsun)

 

 www.tugcemerveelmaci.com

İnstagram:tmerveelmaci

Facebook: Tugce Merve Elmacı

 

                                                                                       

Bu yazı toplam 12825 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim