• BIST 91.630
  • Altın 189,199
  • Dolar 4,7914
  • Euro 5,5866
  • İstanbul 31 °C
  • Ankara 29 °C

PAPAZIN KERAMETİ

Ebubekir Bağcı

Çok kısa zamanda inanılmaz değişimler yaşanıyor. Dünya Kanadalı yazar Marshall McLuhan’ınmetaforu “Küresel Köye” benzedi. Küresel Köy, McLuhan’ın elektronik iletişim ve haberleşmenin yaygınlaşması ve dünyanın küçük bir topluluk gibi olacağını öngören bir metaforudur.

Toplumlar kültürel açıdan yavaş yavaş değişmeye başladı. Deyim yerindeyse “Kabuğu Soyulmaya” başladı. Bir kültürü diğerlerinden ayıran farklılıklar yerini benzeşmeye bıraktı. Pizza örneğinden yola çıkacak olursak, Türkiye’de ilk zamanlar hiç bilinmediği için satılmayan bir ürünmüş. Çünkü ihtiyaç yok.(Aslında hala da yok) Bizim dönerimiz, tantunimiz, Etli ekmeğimiz, kıymalımız, lahmacunumuz neye yetmiyor. Şimdi inanılmaz satıyor. İtalyan mutfağına has olan pizza bizimde vazgeçilmezimiz oldu. Daha sonra fastfood restoranları. Halbuki bilmediğim ama aklıma gelen bize ait bu kadar “Yerli fastfood” varken. Biz bu kadar çeşitle kendi markamızı neden yaratamıyoruz. Bu markalarla devlet, halk neden kazanamıyor.

Bana dünyanın en iyi kazanan, tutulan yirmi markasından birinin Türk markası olduğunu gösterin.Kola markalarından biri Türkiye’de çok satılıyor. Ceo’su bir dönem Türk olan Muhtar Kent’ti. Aç vatandaşbir yere oturuyor, yemek istiyor. Yanında da içecek olarak kola istiyor. Kolasız yiyemiyor.  (Ayran neyine yetmiyorsa artık) Bakın şu kola diyor ama kastettiği kola Muhtar Kent’in Ceo’su olan kola markası. Kola Fanta diyor. Aynı firmanın ürünlerini istiyor. Sanki tek kola üreticisi o firma. Fastfood kuyruklarını saymıyorum bile.

Marka olmak ne demek tanımını bile yapacak kaç kişi var. Bildiğimiz tek bir şey var oda markalı ürün. (Aaa bak bu marka çok iyi herkes kullanıyor, bu aralar çok moda) Bizim toplumumuz öyle bir kıvama gelmiş, getirilmiş ki şekil vermek istedikleri forma sokmaya çalışanlar fazla zahmete girmiyor.(Oyun hamuru gibiyiz)Yıllar içinde düzenli olarak verdikleri ilaç güçlü şekilde etkisini gösteriyor. Her konuda yozlaşma, soyulma var. Dinde, dilde, kültürel değerlerde…Amerika ilk zamanlarında tutucu bir toplumdu. Kadınların sigara içilmesine hoş bakılmazdı. TakiFraud’un yeğeni Edward Bernays’ kadar.

Birkaç kadının eline verdiği sigarayla, kadınların kentin büyük bir caddesinde yürümesini istiyor. Sigara firmaları Bernarys’ı görevlendiriyor. Sigara içen kadın özgürdür diyerek, kadın sigara içerse sigara onu özgürleştirir diyerek, sigara içen kadın sayısı artınca sigara satışı katlanıyor. (Sigara özgürlük olarak kodlanıyor, modası geçmeyen önemli bir yem “Özgürlüktür”) Sigara üreticileri kazançlarını katlıyor. Bernarys firmaların verdiği misyonu başarıyla sonuçlandırıyor.(Yeni yetme ergenlerde sigara içmeye başlarken artık büyüdüğünü göstermek, özgür olduğunu anlatmak için içiyor)Dünyada da aynı yöntemanneler, babalar, sevgililer bilmem neler günü, yılbaşı bayramlar…gibi isimlendirdikleri tarihlerde o güne özel indirimler yaparak sürdürülüyor. (Ama bilinçsiz insanlar olarak düşünüp, okumayınca verilen yemin sindirimi kolay oluyor.)

Elbette bu değişime kayıtsız kalamayız amakültürel değerleri korumak, kültürel değerlerle bağı koparmak bir toplumun benliğini kaybetmesine neden olan en önemli durumdur. Asya toplumları kültürlerine sıkıca bağlı milletlerdir.  Hindular, Çinliler ve Japonlar asla bu konuda taviz vermeyen milletler. Zaten milleti millet yapan, diğerlerinden ayıran bunlar değilmi? Onu kaybettikten sonra köksüz ağaçtan ne farkınız kalacak.

 Bir ağacın dalını koparıp, diğer bir ağacın gövdesine aşı yapılır. Maksat ağaçların cinsini daha iyi duruma getirmek, daha iyi cinste meyve almak için yapılır. Bizde durum bambaşka, toplumu özünden koparmak için batıya aşılanıyoruz. İyileşmek kim biz kim peh.(Türklere “Sosyal Aşılama” yapılıyor) Bizi batıya monte etmeye çalışırlarken, batıya mont edilmek isterken, onlar gibi olmaya özenen züppeleryırtınırken bir şey var. Bizim modernleşmek için onlardan satın almaya ihtiyacımız var. Gelişmemizi isterler mi hiç.Onlardan silah, otomobil, oto yedek parçaları, elektronik eşya alıyoruz. Bizim gibi uygun pazar bulmuş hiç kaçırırlar mı? Fakat geç kalkan yurttaşlar ile köküne bağlı yurttaşlar hala anlayamıyorlar.Siz maç izleyin, dizi takip edin, okumayın, araştırmayın, yeni çıkan telefonu alın, yani düşünmeye vaktiniz olmasın. Nede olsa sizin yerinize biz düşünürüz, üretiriz. (AB ilerleme raporuymuş, sen bu ilerleme raporu bahanesiyle içişlerime karışıyorsun. Sen mültecileri kontenjanla al sonra bana insanlık dersi ver. Sınırdan geçen mülteciyi muhabirin tekmelesin. Köpeklerini üzerine sal. Mültecilere renkli bileklik takma zorunluluğu getir.

Batılılar ellerindeki tüm olanakları zorlayarak bizde öyle “Kerametler” göstermiştir ki, teknolojiyle dizilerle, evlilik programları, yarışmalar, (Ayşe hanımın elinde çekirdekle sabah kuşağına ilgisi olunca çocuğuna nasıl vakit ayırsın, bu akşam dizinin yeni bölümü var onayeter.) futbolla, siyaset tartışmalarıyla bizi uyuşturuyorlar. (Son çıkan telefonu almak için geceden kuyruğa girmek dâhil) bizi düşünmekten alıkoyuyorlar. Kültürel değerlerin altını oyarak önemsizleştiriyorlar. Bizim insanlarımızın özellikle köküne sapa sağlam bağlı olanlarımız, ecdadının zekâsıyla süslenene kadar, geç kalkanlarda adam gibi muhalefet yapana kadar, biz nasıl gelişmiş bir toplum oluruz ona kafa yorsalar, aralarına sokulan kedinin farkına varsalar acaba nasıl bir Türkiye’de yaşarız. (Diğer ülkelerde fikirlerin Türkiye’deki gibi keskin bıçak vazifesi gördüğünü sanmıyorum.)

Boşuna aptal kutusu dememişler. Yahu bir maç doksan dakika. Televizyonda yorumcu vatandaş on saat yorum yapıyor. Sabaha kadar lak laklak. Nasıl oluyorsa. İzleyenin kafası çalışmıyor, yorum yeteneği yok, futbol bilgisi sıfır olsa gerek futbol yorumcusunu ağzının suyu aka aka dört saat izliyor. Sanki ilgilenmesi gereken eşi, ailesi, sabah gideceği işi yok.

Bunu tüm dünya toplumlarında yapıyorlar. (Bizde ise en kolayı, daha önce dediğim gibi oyun hamuru gibiyiz yani.) Medya sosyal şekillendirme için biçilmiş kaftan. Çünkü toplum mühendisliğini medya aracılığıyla topluma uygulamak çok kolay. Hiçbir toplum bizler kadar telefonda konuşmuyor, tv izlemiyor, otobüste, dolmuşta her yerde gençleri dikkatlerini, aklını 16/9 ekrana sıkıştırmıyor. Kafelerde çay, çorba saçma muhabbete girmiyor.Onlarda “Saldım çayıra” mantığıyla çocuk yetiştirilmediği için “Saldım çayıra gençlik yetişmiyor.” Adam sokakta ölüyor, kocası kadını sokak ortasında sürüklüyor, sabah sabah kalabalık bir caddede dolmuşun önünü kesen eşkıyalar dolmuştan kızı indirip kaçırıyor. Herhalde elleri, kolları zincire vurulduğundan olsa gerek çevredekileraval aval bakıyorlar. İçlerinden biri çıkıp ne yapıyorsun diyemiyor.  Önceden tam tersiydi şimdilerde duyarlı insanlar zor çıkıyor. Daha varda neyse ancak bu kadarını sığdıra bildik.

Konuyu Rahmetli Abdürrahim Karakoç Üstadın “Benzettiler” şiirini okumanızı tavsiye ederek, şiirden iktibas ettiğim birkaç dizeyle noktalayalım.

Başımız ayıkmaz binlerce halttan

Örf, adet gemimiz delindi alttan

Analar Muğla'dan, Van'dan, Tokat'tan

Bebek Avrupalı, bez Avrupalı.

 

'Türklük bu mu? ' desem 'bu' diyecekler

Şampanyayı sorsam 'su' diyecekler
Bir gün kökümüze 'hu' diyecekler
Kabuk Avrupalı, öz Avrupalı.

Bu yazı toplam 668 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim