• BIST 86.072
  • Altın 251,269
  • Dolar 6,0742
  • Euro 6,8075
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

MC KINSEY

Harun KARTAL

Bu haftaki yazımda Eski Hazine Müsteşar Yardımcısı Hakan ÖZYILDIZ'ın bloğunda yer verdiği bir değerlendirmeden bahsetmek istiyorum ,çünkü göz ardı edilecek değerlendirmeler olmadığını düşünüyorum.

ÖZYILDIZ "Herkes önce böyle bir uygulamanın, yani Mc Kinsey ile danışmanlık anlaşmasına varılmasının Hazine'ye uygun olup olmadığını soruyor"diye başlayan bir değerlendirme yapıyor.

Eskiden nasıldı? 

Ben çalışırken Hazine birçok konuda danışman tuttu, çalıştı. Neredeyse hepsi, uzmanların kurum içi eğitimini esas alıyordu. Hiçbir istikrar krizle mücadele programı hazırlarken ve veya uygularken danışmanlık hizmeti alınmadı. Onlar Hazine, DPT, Maliye ve TCMB uzmanlarının hazırladıkları seçenekler üzerinden müzakere edildi.

Bu kurumların uzmanları tarafından hayata geçirildi. Konuyu biraz daha geniş açıdan ele almak gerekiyor. Piyasalara ve demokratik yapıya kadar giden geniş bir tartışma araştırma yapmak lazım. Dünya borçlular dünyası .Öncelikle dünyanın artık bir borçlular dünyası olduğunda anlaşmamız lazım. ABD'den ÇİN'e, Türkiye'ye kadar borçlu olmayan ülke, şirket, insan kalmadı. Dünyada borçların toplamı, yaratılan hasılanın birkaç kat üstünde. Ve bu borçların, klasik politikalarla ödenemeyeceğini herkes biliyor.

Bu kadar çok borcu olan dünyada, ülkelerin ekonomik sınırlarının kalmadığı, çoğunun aşırı dolarize olduğu dönemi yaşıyoruz. Bayrağın yanı sıra bir egemenlik göstergesi olan ulusal paraların artık bu yanını önemseyen kalmadı desek yanlış olmaz. Ekonomik kararlarda yerel paraların yerini yeşil dolar aldı. Çok açıktan olmasa da siyasi, adli kurum ve kurallar, hatta egemenliğin sınırları tartışılıyor.

Örneğin para politikaları tüm dünyada birbirine benzemeye başladı. Maliye politikaları da bu yönde zorlanıyor. AB, vergi politikalarında ortak uygulama arayışları içinde. Üye ülkelerin parlementolarının egemenlik hakları Brüksel'e (Komisyon) ve Strasburg'a (Avrupa Parlementosu) nasıl transfer edilebilir, onu konuşuyorlar. Britanya bunu görünce Brexit kararı aldı ve ayrıldı. Tanınmış Fransız iktisatçı Thomas Piketty, gelir dağılımı adaletinin sağlanabilmesi için, tüm dünyada uygulanacak bir servet vergisi öneriyor. Aşırı borçlu ülkelerin çok farklı dertleri var. Diğer tarafta yapılara müdahil olan alacaklılar verdikleri milyarlarca dolar borcu nasıl tahsil edeceklerinin derdindeler.

Ekonominin belirleyici unsuru değişti 21'inci yüzyılda ekonomiye, 19 ve 20'nci yüzyılda olduğu gibi mal ticareti değil, borç ve faiz politikaları, finansallaşma düzeninin belirleyici unsurları hakim. Bu bağlamda alacaklılar, kolay tahsilat adına, borçlu ülkelere piyasalarının örgütlenmesinden, demokratik kurum ve kuralların yapısına kadar "önerilerde" bulunuyorlar. En basitinden, en fazla yüz tane şirketi olan bir Afrika ülkesine borsa kurdurup, orada işlem yapıyorlar. Uluslararası ölçekte yayın yapan televizyon kanallarının İngilizce yayınları oralara kadar ulaşıyor. Ayağında giyecek donu olmayan millet, sabah döviz kurunu, akşam borsa endeksini takip ediyor. Ekonominin gidişatına buradan karar veriyor. Alacaklılar engel tanımıyor dahası, alacaklılar kendilerine kim engel oluyorsa veya olma potansiyeli varsa onu karalıyor, becerebilirse yok ediyor.

Örneğin çağdaş demokrasilerde bir kontrol ve dengeleme mekanizması olan bürokraside liyakete bağlı atamalar ve yapılar yok ediliyor. Yabancı dil bilmeyen kamu çalışanı kurumda yükselemiyor. Bürokrasi iğdiş ediliyor.Dışarıdan atamalar doğal hale getiriliyor. Kurumsallaşma yok edilerek, devletin bir kanadı kırılıyor.

Hatta daha çok ve kolay borçlanmaya ve geri ödeme politikalarına öncelik vermek adına, gerekirse devletin yapısı bile değiştirilebiliyor. Dikey bürokratik yapılanmanın yerine yatay örgütlenme geliyor. Böylelikle geleneksel bürokratik yapı kırılıyor.

Devletin değil emir merkezinin memuru olan ve onun emrine göre hareket etmeyi esas edinmiş bürokrasi, alacaklının önceliklerini ve isteklerini yerine getirmekte tereddüt etmiyor. Yanı sıra rahat hareket edebilmek adına devletin düzenleme ve denetleme mekanizmaları da yok ediliyor.

Alacaklıların işini kolaylaştırmak için, düzenleme yetkisi parlementodan ve bağımsız idari yapılardan alınıp merkeze çekiliyor. Böylelikle parlementolar ile bürokrasi bir darbe daha yemiş oluyor. Liyakate dayalı uzlaşmanın esas olduğu "uzun"karar alma mekanizmaları, "piyasaların etkinliğini sağlamak için hızlı karar almak" adına kısaltıyor".

Konuya alacaklılar ile piyasa açısından bakılınca, yabancı bir danışmanlık şirketinin devletteki konumuna güzellemeler yapanların sayısı da artıyor.

Önceleri, alacaklıların "bekçi köpeği" IMF'ye ve onun politikalarına eleştirel gözle bakmayanlar, şimdi McKinsey şirketinin yeni görevini piyasanın sağlıklı işlemesine bir katkı olarak görüyorlar. Egemenlik, parlemento, bağımsız dış politika, bürokrasi, liyakat, Sayıştay, kurumlar, kurallar ve demokrasi gibi konular hiç gündeme gelmiyor.

Gelmiyor; çünkü kısa vadede, yeniden borçlanmadan eskilerin ödenemeyeceğine, borçluluğun devam edeceğine inanıyorlar. Piyasa herşeyin önüne geçiyor. Çünkü para oradan kazanılıyor. Böylesi bir yapıda, borç verenlerin isteklerini yerine getirmek bir yerde zorunlu oluyor.

Bu yazı toplam 4219 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim