• BIST 101.698
  • Altın 259,980
  • Dolar 5,6617
  • Euro 6,3494
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 21 °C

Köprüden önce son çıkış...

Harun KARTAL

Türkiye çok zor bir ülke. Para kazanması da, kazanılan paranın yönetilmesi de zor. 
Dünyanın birçok yerinde yatırımcılar nispeten kontrol edilebilir değişkenlere bakarak, ekonomik parametreleri takip ederek yatırım kararlarını alabiliyorlar. 
Elbette Trump’ın ruh hali, İngilizlerin siyasi garabetleri gibi kontrolü zor durumları da var. 
Lakin onların 20-30 yılda bir yaşadıkları bu oynaklıkları biz burada çok sık aralıklarla yaşıyoruz. Dolayısıyla bizde iş yapabilmek, dünyanın her yerine göre bir kaç daha kat zor.
Üstelik siyaseten bu kadar bölünmüşlük yaşandığında, yatırım kararlarının içine ister istemez politik bakış açısı da dahil oluyor.
Evet, Türkiye’de siyasi olarak çok tartışma alanı var. Seçim tekrarı üzerine demokrasi tartışması, S-400 meselesi üzerinden yaptırım tehditleri var.
Bunlar bu ülkede yaşayan ve bu gündeme maruz kalan tüm vatandaşların duygusal dengesi üzerinde etki yaratıyor. Yatırım kararları alırken aşırı iyimserlikleri ya da aşırı kötümserlikleri görebiliyoruz.
Önemli olan ise bunları dikkate almak, ancak yatırım kararlarını bunlardan azade, koşullardaki değişime bakarak alabilmek.
Geçen sene Ağustos ayında yaşanan kur şokunun ardından oluşan karamsarlık önemlidir. Gerekçeleri vardır. İyileşmelere geçici bakılması, hem kurumlar hem de gerçek kişiler tarafından düştüğü her yerden dolar alınması dikkate değerdir.
Ancak bunlar olurken koşulların da doğru okunması gerekir.
Geçen sene Türkiye’de kur şoku yaşanırken tablo neydi?
Türkiye ekonomisi olması gerekenden çok daha yüksek miktarda boca edilen krediler nedeniyle aşırı bir ısınma içindeydi. Cari açık 55 milyar dolara kadar yükselmişti. Dünyada ise çok ciddi bir sıkılaşma evresi hakimdi. Fed geçen yıl tam 4 kez faiz artırdı. Bilançosunu da küçültmeye başlamıştı. ABD 10 yıllık tahvil faizleri %3.20’lere çıkmış, 4’lerin üzeri konuşulur olmuştu. 
Ezcümle, biz dünyadaki sıkılaşmaya ciddi bir döviz açığı ve aşırı ısınmış bir ekonomiyle yakalanmıştık. Ekonomiyi zorlayacak siyasi ve jeopolitik belirsizlikler de buna eklenince, kur şokuyla karşı karşıya kaldık.
Arkasından attığımız adımlar oldu, ancak bunlar iyi niyetli olmakla birlikte kredibilitesi yüksek, yeknesak bir plana dönüşemedi.
Ağırlıklı olarak gedikleri tıkamaya, sorunun sebebi yerine sonucuna odaklanan önlemler aldık. 
Hem bu nedenlerle hem de seçime dönük sıra dışı uygulamalar nedeniyle, yılın ilk çeyreğinin sonlarından itibaren bir kez daha benzer baskılarla karşı karşıya kaldık.
Beklentiler yine aşırı kötümser hale geldi.
Şimdi geldiğimiz noktada risklerimiz baki. Hala seçim belirsizliği var, hala siyaseten bölünmüşüz, hala kurumsal yapıdaki erozyon tartışılıyor.
Lakin iki şeyi unutmamak gerek. Birincisi, geçen sene çok ısınmış olan ekonomi şimdi ciddi oranda soğuyor. Ekonomi daralınca, cari açığımız, yani döviz ihtiyacımız da azalıyor. Yıllık cari açığımız 55 milyar dolardan 8 milyar dolara geriledi.
İkincisi ise dünyada çok büyük bir paradigma değişikliği oluyor.
Fed’i, Avrupa’sı aynı hafta içinde çok ciddi gevşeme sinyalleri üretiyor.
ABD faizleri çok hızlı geriliyor, 10 yıllıkları 2’nin altına geliyor.
Dünyada çok ciddi bir bono rallisi başlıyor. Büyük olasılıkla faizlerin gerilediği yer zemini bulduktan sonra bizim gibi yüksek faiz veren ülkelerin tahvillerine de ciddi girişler olacak. 
Doların zayıfladığı ortamda, bizim gibi gelişen ülke paralarına olan ilgi daha da artacak. 
Ekonomilerdeki zayıflık teması, petrol gibi fakiri olduğumuz emtia sınıflarında fiyatları uzun bir süre baskılayacak.
Bu normalde bizim koşullarımızda için muazzam bir imkan.
Yukarda saydığımız tüm belirsizliklere rağmen, yabancı yatırımcıların son 3 hafta içinde TL lehine 5.2 milyar dolar pozisyon aldıklarını da unutmayalım. Bu demek değil ki, riskleri göz ardı edelim, heyecana ve coşkuya kapılalım. Ama oyunun değiştiğini, eski pozisyonlarında katı duruşunu koruyanların zorlanabileceğini de dikkate alalım.
Yani değişen koşulları yabana atmayalım. İdeolojilere esir olmayalım.
Bütün bunlara rağmen kurumuz yükselebilir, risklerimiz yeniden artabilir. Ama değişen bunca koşula rağmen istediğimizi bulamıyorsak, elde yatırım kararlarını somut şekilde alabileceğimiz veri yok demektir.
Onun fiyatlaması ise başka olur.
Velhasıl, Türkiye’nin önünde yeni bir fırsat penceresi açılıyor. Bu pencere 2009’dan bu yana belki de son kez karşımızda. İlk turda ortaya çıkan bol ve ucuz parayı ülkenin altyapısını yenilemek, mega projeler ve ağırlıklı olarak inşaat sektörü için kullandık.
Bunları yapmak gerçekten önemlidir.
Ancak ekonomimizdeki kırılganlıkları azaltacak, katma değeri, teknolojiyi yükseltecek bir dönüşümü yaratma konusunda başarılı olamadık.
Katma değerli üretimi önceleyen, çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğini toparlamak için gereken dönüşümü sağlamak için bu belki de son fırsatımız.
Gördüğümüz ve bundan sonra göreceğimiz iyileşmelerin önemli bir bölümü bizim dışımızdaki koşulların iyileşmesinden kaynaklanacak. Ve bu pencere belki gelecek birkaç yıl bizimle olacak. 
Kerameti kendimizden bilip, kurgumuzu yarın yokmuşçasına yaparsak, bu tarihi fırsatı bir kez daha kaçırabiliriz.
Tersini yapıp, bu fırsatı 2002 sonrasındaki dönemde olduğu gibi doğru kullanırsak, kırılganlıklarımızın önemli bir bölümünü ortadan kaldırabiliriz.
Bunun ne kadar kıymetli olduğunu, bunca sallantıya rağmen sorunsuz ayakta duran bankacılık sektörüne bakınca görebiliyoruz.

Bu yazı toplam 6489 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim