• BIST 102.349
  • Altın 226,294
  • Dolar 5,3023
  • Euro 6,0043
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 11 °C

KENDİ ŞİFAHANESİNDE YATAN İFFETLİ GEVHER NESİBE SULTAN

Tugçe Merve Elmacı

 

Siyah uzun saçlarının arasından parlayan nur gibi bir çehre,  sarayın baştacı yetim bir kız,  ağabeyi Gıyaseddin Keyhüsrev’in incisi, babası rahmetli Kılıç Arslan’ın yadigârı,  O’nu yataklara düşüren, derdine çare bulunamayan, kendi gibi adı da ‘ince hastalık’ (verem)…

Kısmet olmamıştı evlenip bir evlat sahibi olmak ama ana merhametini taşımak için Yaradan’ı bilmek yeterli değil miydi? Rahman ve Rahim olan Allah’ın tecellisi bu değil miydi?

Günden güne erirken hala,  gözleri savaşta yetim kalmış öksüz kalmış aç çocuklardaydı. Düşündükçe iştahtan kesilir, bozkırın ayazında titreyen erleri hatırladıkça titrerdi. Bedeni, yüreği…

Selçuklunun büyük sultanı,  abisi 1. Gıyaseddin Keyhüsrev,  gönlü, yüreği tertemiz kardeşi için ne kadar çabalasa da ölüm kapıyı çalmıştı bir kere. Dönemin en büyük hekimleri geldi gitti ama nafile, ölüm gelmişti artık; “...ecel ne öne alınabilir ne de ertelenebilir” (Müminun 43. Ayet)

Bir gün kız kardeşini tekrar ziyarete gittiğinde sultanın hüznü Nesibe Hatun’u da üzmüştü.

 “Ağabeyim, üzülme! Topraktım, yine toprak olacağım. O’nun nurundan üflendim, yeryüzüne indim, bana Nesibe dediler, adına bürün dediler.  Kaskatı bir bedene sıkıştım. Ölüm dediğin nedir ki, ölüm en büyük sevgiliye kavuşma günü, ölüm yaşama günüm” dedi gülümseyerek. Soluk yüzüne bir ışık yayılmıştı sanki,  gözlerinin içi parlıyor, gül yüzünde güller açıyordu.

‘Canımdan öte! Babamın yadigarı! Göz nurum! Söyle, ne istiyorsan söyle…

‘Canım sultanım, sana vasiyetimdir, benim vakfiyemden öyle bir şifahane yaptır ki,  bir yandan çaresi olmayan dertlere çare aransın bir yandan da şifa dağıtsın. İçine gönlü kırıkları da katsın. Burada büyük hekim ve cerrahlar da yetişsin. benim artık derdime derman yoktur. Ama benim derdimle dertlenen çoktur’

Gıyaseddin Keyhüsrev çok duygulanmıştı. Tek yapabileceği gül yüzlü kız kardeşinin vasiyetini bir an önce yerine getirmekti.  Anadolu’nun “en büyük” şifahanesinin bir an önce yapılmasını emretti. Bina hızla şekillendi ama Gevher Nesibe Sultanın ömrü yetmedi görmeye.

Bir şifahane düşünün ki , Anadolu’da yapılmış Selçuklu Tıp Medreseleri içinde en seçkini,

Suyun rahmet sesi ve Farabi’nin öğretisi izinde makamı musikiyle Dünyadaki ilk akıl sağlığı hastanesi ,

O’nun ilmi okunsun diye görmeyen gözlere yapılan katarakt ameliyatları,  

İbni Sina yöntemi ile anestezi uygulamaları,

Her derdin devası varsa ölümden başka, onun da şifasını Allah yaratmıştır  toprakta  diyerek yapılan bitkilerle tedavi odaları,

Temizlik imansa, olmazsa olmazı; hamamı,

O’nun ilmiyle yoğurulan dershaneleri, öğrenci odaları….

Ve ortasında yatan ismetli melike,  Gevher Nesibe Sultan. 

Kuran’ın sesleriyle şifalanan hastalarla,  burada yatan sırları çözmeye davet eden nice ayetler için çalışan tıbbiye öğrencilerinin seslerinin arasında, ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diye başlayan ameliyatlara iştirak eder gibi amel defteri hiç kapanmasın diye yatar ismetli melike Gevher Nesibe Sultan…

Medfun bulunduğu kümbetin üstünde yazılı ,besmeleyle başlayıp Ayet’el Kürsi ile devam eden ve hemen sonuna eklenen ‘Lâ ikrâhe fi’d din’ denirken;  bu dârüşşifada din, mezhep, kadın -erkek, zengin - fakir, Müslüman - gayrimüslim ayrımı yapılmaksızın eşit muamele edildiğinin ispatı olan taş kabartmalar göz kırpmakta hala…

Sivas’ta medfun olan yeğeni İzzettin Keykavus kendi vakfiyesiyle yaptırdığı şifaiyesinin içinde yatarken, kufi hatla vasiyetini yazdırırken duvarlara halasını destekliyor ve sesleniyorlar tüm insanlığa;

 ‘Biz geniş ve görkemli saraylardan dar mezarlara girdik malımız ve mülkümüzün hiçbir faydası olmadı’

Hac suresi 50. Ayet: “Fellezine amenu ve amilussalihati lehümmeğfiratü ve rizgukeriim”

(İman edip salih amellerde bulunanlar varya, işte onlar için bir bağışlanma ve güzel bir nimet vardır)

Not: Gevher Nesibe Şifahanesi vakıf eseri olması hasebiyle, bakım ve onarımları hala vakıf gelirleri ile yapılmakta olup, Devlet kasasına her hangi bir ek külfet getirmemektedir.                                                                                                                                                                                                        

Bu yazı toplam 1877 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim