• BIST 86.072
  • Altın 251,269
  • Dolar 6,0742
  • Euro 6,8075
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

KARANLIKTAKİ GÜNEŞ ABDÜLHAMİT HAN

Tugçe Merve Elmacı

Tarih 24 Nisan 1909; gece vakti... Yıldız sarayında büyük bir telaş, herkes korku ve panik içinde. Haremağaları" Aman gürültü yapmayın! ortalarda dolaşmayın!" diyordu. Kurşunlar devamlı saraya yağmasına rağmen çok şükür ki isabet etmiyordu. Dışarıdaki isyancılar da, içeride muhafız askerlerinin olduğunu sanıyorlardı. Büyük Sultan'a kaç kere teklif edildi ise de;"Nefsim için tek bir vatandaşımın burnunun kanamasına razı olmam, kaldı ki kan dökülmesi, sakın dokunmayın!" diyordu.

Sırtlarındaki elbiseleriyle apartopar arabalara bindirildiler. Bir vatansever ki milleti için herşeyi göze alan, bu büyük dehanın, canını feda edeceği topraklardan uzak bir sürgün hayatı başlıyordu; akli dengesi bozuk olan abisinin de sürgün olarak yaşadığı  Çırağan Sarayına götürüleceğini zanlederken yol devamlı uzuyordu, istikamet Selanik'ti.

 

Yıldız Sarayının arkasında 30 bine yakın asker Sultan Abdülamit'in emrini bekliyor, karşı tarafta ise başlarında kumandan Mahmut Şevket Paşa; emrinde ise 'Hareket Ordusu' denen sayıları 10-15 bini geçmeyen yağmacı, müslüman katili birsürü çapulcu. İngiliz gizli servisinin tahrikiyle hareket eden İttihat ve Terrakiciler, 14 nisan 1909(31 mart 1325) günü ortamın gerginliğinden dolayı bazı olayları bahane ederek  isyan ettiler. 2. Abdülhamit Han istese bir kaşık suda boğardı onları fakat O, kendi mertebesini hiçe sayarak sadece milletim dedi ve bir kişiye bile ateş açtırmadan Yıldız Sarayı'nın yağmalanmasına göz yumdu. Çoğu sonradan çok pişman olacaktı ama iş işten çoktan geçecekti. Abdülhamit Han; ilk Selanik'e sürgün edildikten sonra bu bölgeninde karışmasıyla İstanbul'a getirilerek Beylerbeyi Sarayında hapis hayatı yaşadı ve burada Hakkın rahmetine kavuştu.

 

Aslında İttihat ve Terrakiciler Abdülhamit Han'ın kurduğu Tıbbiye sınıfından üç öğrenci idi. Tamamen iyi niyetlerle bir araya gelmiş Osmanlının birlik ve bütünlüğünü hedeflemişlerdi. Zamanla tıbbiye dışında okuyan diğer gençleri de etkilemişlerdi fakat yaptıkları çok büyük bir hata vardı. Fransızcaya iyi şekilde hakim olduklarından dolayı yabancı kaynaklarda yazılanlara körü körüne inanmışlar onlarıda yönlendirecek iyi eğitimciler olmadığı için Osmanlıya karşı hareket eden örgütlerin maşası olmuşlardı.

 

Kimi padişahlar vardır ki Osmanlı Devletinin altın döneminde padişahlık yapmış, kimi padişahlar vardır ki tam çöküş evresinde hayata gözlerini açmış. Bu da bir kader olsa gerek... 2. Abdülhamit Han; bu büyük imparatorluğun, tam parçalanacak derken 33 yıl boyunca ayakta tutan bir padişahtır.

 

Daha 10 yaşlarındayken annesinin vefatına tanık olmuş bir öksüz. Abisi 5. Murat'ın alelade tahta geçirilmesi ve hemen akabinde indirilmesiyle kurtlar sofrasına düşen bir yetim... Etrafi çakal dolu. Osmanlının en iyi dönemlerinde de de bu düşmanlar vardı ama içeri giremiyorlardı çünkü çevre sağlamdı. Dost düşmanla birlikte değildi.  Ne yazık ki Abdülhamit döneminde biz değil ben merkezli insanlar türemeye başlamıştı. Abdülhamit; Sultan III. Selim'i parça parça edenleri, amcası Sultan Abdülaziz'in bileklerini kesenleri bir bir etrafından uzaklaştırarak, güvenilir, velinimetini hiçbirşeye değişmeyecek ona itaat edecek gönülleri oluşturmakla başlamıştır işe.

 

Sistemli, planlı, ileri görüşlü ve tedbirli bir padişahtı. Tasavvufa çocukluğundan beri çok düşkün olup 'Şazeli tarikatı'na mensuptu. Osmanlı'da devleti yönetecek kişilerin sadece kitabı eğitim alarak değil, sağlam bir ruh terbiyesinden de geçmesi gerekiyordu aynı zamanda. Bunun içinde bir zanaatle uğraşması lazımdı. Abdülhamit Han iyi bir marangoz ve tahta işlemecisiydi. Bu kabiliyet ve hünerini bile milleti için ortaya koyuyor, ailesini savaş sırasında seferber ederek saray halkına hasta gömleği diktiriyor kendisi ise marangozhanesinde gazilerin bastonlarını yapıyordu.

 Gözlerden uzak, içeriye kimsenin ulaşamadığı bir yönetim şekli kurmuştu. Dünya'nın her tarafında çok iyi bir istihbarat örgütü vardı.  Saraydan burnunu bile çıkarmayan bu Deha, Dünyayı avucu içi gibi biliyordu. Krizleri hep tarafsızlığı ve akıllılığıyla çözüyor tereyağından kıl çeker gibi hallediyordu. Düşamanlarını çok yakınen izliyor gerektiğinde ise İstanbul'un en iyi yalılarını vererek gözünün önünden hiç ayırmıyordu nitekim O'na göre dosta ve düşmana aynı muamele yapılmalıydı. Düşmanlara açıkça husumet göstermenin akıl karı olmadığını dostlara da fazla güvenmenin ahmaklıktan başka birşey olmadığını düşünürdü.

II. Abdülhamit Han'ın emeli Allah'ın huzuruna temiz bir yüzle çıkmaktan başka birşey değildi. Dinine dört kolla sarılan bu padişahı din elden gidiyor propagandasıyla ayaklanma çıkaran İttihat ve Terrakiciler tarafından iftiraya uğramıştır. Geleceği çok iyi tahmin eden Abdülhamit Han, Şerif Hüseyin'i tehlikeli bularak bir bahaneyle İstanbul'a getirtmiş, boğazda bir yalıda ikamet etmesini sağlayarak, yıllarca göz hapsinde tutmuştur. Ulu hakan tahttan indirildikten sonra İttihat ve Terrakiciler Şerif Hüseyin'i Mekke'ye  göndermiştir ve nitekim  Şerif Hüseyin İngilizlerle pazarlığa oturmuştur.

Bu kadar kıymetli bu padişahın ailesi sürgün hayatları boyunca bir ekmeğe muhtaç edilerek öz kızı Paris'te bulaşıkhanede çalışmıştır. Onların yurda dönmesini sağlayan yine zamanında yerden yere vurulan rahmetli Menderes'tir. Ne yapıp edip ecdadımızın soyunu getirmiştir Türkiye'ye. Gel görelim ki çok da zaman geçmeden tarihimizden hiç çıkmayacak bir kara leke olacaktır Menderes'in idamı. Hiçde farklı değildir aslında kaderleri. Çok sevdiği Abdülhamit Han eceli gelene kadar zaten yaşarken ölmüştür. İhanetçi olmuştur. Nitekim bize öğretilen tarih kitaplarında da hep kızıl sultandır O.

Bir ülkenin yarınlarını şekillendirmek isteyen siyasiler tarihlerini çok iyi bilmelidirler. Buda sağlam temelli, akıl süzgecinden geçmiş iyi bir eğitimin yanında; sadakat, fedakarlık, vefa ve çalışkanlık gibi vasıfların da olmasıyla; bir kişiyi, bir toplumu  hatta devleti yüceltip ayağa kaldırır ki bunu ülkesi çökmekte olan etrafı hainlerle dolu tek başına mücadele eden bir adamı bugün bile siyasi dehasıyla anıyoruz. Yanlış bilgi ve kaynaklar bizi yanlış yere sürükler ve bu kaynaklar tam bir vatansever dahi yöneticiye "Kızılsultan", Osmanlının çöküşünde rol oynayan ittihat ve terrakicilere de "kahraman" dedirtir. Geçmişimizi iyi öğrenip değerlendirerek yarınları tahmin etmek hiçde zor değildir. Eğitimdeki  sınırlandırılmış bilgilerden sıyrılarak geleceğe yön verecek çocuklarımızı Ümmeti Muhammed yolunda, tarihini doğru değerlendiren, ecdadına ihanet etmeyen vatansever bir gelecek yetiştirmek asıl amacımız olmalıdır. Bu ülkeye faydası dokunan tüm geçmişimizi rahmetle anıyorum.

 

instagram: t.mervelmaci

facebook: tuğçe merve elmacı

www.tugcemerveelmaci.com

Bu yazı toplam 802 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim