• BIST 1.331
  • Altın 461,382
  • Dolar 7,8023
  • Euro 9,4809
  • Kayseri 1 °C
  • Ankara 6 °C

İncinmesin

Ayşegül Emre

 

 

Abdurrahim Karakoç Tüm İnsanlığı Sıkı Sıkı Tembihledi;

"GÖLGESİNDE OTUR AMMA YAPRAK SENDEN İNCİNMESİN " Dedi .

Onlar Yaprağı İncitmekle Kalmadı,

Ağlattı !

 

               Çocukluğum bahçeli, yaprakları tebessüm eden ağaçların arasında geçti. Ailem bahçede bulunan her bir ağaca sanki evlatları gibi muamele ettiklerini gözlemliyordum. Onlar sanki benim gibi aynı avluda yaşayan bir evlatlarıydı. O ağaçlarda zaman zaman bizler gibi hastalanma evrimi geçiriyorlardı. Yaprakları sararma, solma gibi hastalanma belirtileri gösterince ailem hemen onlara iyi gelen ne varsa her bir yöntemi tek tek deniyor, onları iyileştirene kadar tüm aile seferber oluyordu. Bir çocuk olarak bende gözlemlediklerime kayıtsız kalamıyordum. Dualarımdaki sıralama bile değişiyordu. Allah'tan dua ederken genelde ilk sırada rüyalarımı, hayallerimi süsleyen kırmızı, fiyonklu, parlak ayakkabıyı istemek yerine büyük fedakârlık yapıp ilk sıraya hasta ağaçların iyi olmasını dilerdim. Yapraklarına parlaklık, çocukları olan meyvelerine sağlık, uzun ömür dilerdim. Sabah okula gitmeden önce duam kabul olmuş mu diye bakmadan edemezdim. Duanın gücü olsa gerek hep gözüme daha iyi görünürlerdi. Onların meyvelerini toplamaktaki ilk tecrübem babacığımın omuzlarında, ellerim topladığım eriklerden biraz büyük yaşlarımda başlamıştı. Her omuzuna aldığında, boyum ağaç seviyesine yükseldiğinde hatırlıyorum minik ellerim erikleri bir bir koparırken bir yandan da babacığım hep aynı öğütler de bulunurdu; "Bu ağaçlardan faydalanman için onlara saygılı davranmalısın. Meyveleri toplarken dallarını, yapraklarını, üzerinde uyuyan kelebekleri, üzerinde yürüyen böcekleri rahatsız etmemelisin. Onlara zarar vermemelisin, zarar verenleri sen uyarmalısın." derdi. Sokaktaki oyun arkadaşlarımla oyun arası her gün birimizin bahçesinden meyve toplamaya giderdik. O zamanlar ara öğün öyle olurdu. O gün ortak karar ile arkadaşımın bahçelerinde bulunan armut ağacından armut toplamayı tercih etmiştik. Ağacın alt dallarındaki armutları daha önceki ara öğünlerimizde defalarca topladığımız için armutlar hep yukarı dallarda kalmış görünüyordu. Çözümü uzanamadıkları armutları yere indirmek için hep birlikte yerdeki taşları kullanarak armutları düşürmekte bulmuşlardı. Hemen kulağım babacığımın öğütleriyle dolmuştu, yine onun omuzlarında, minik ellerimle sanki yine erik topluyor bir yandanda o öğütleri dinliyordum; "Bu ağaçlardan faydalanman için onlara saygılı davranmalısın. Meyveleri toplarken dallarını, yapraklarını, üzerinde uyuyan kelebekleri, üzerinde yürüyen böcekleri rahatsız etmemelisin. Onlara zarar vermemelisin, zarar verenleri sen uyarmalısın." Yeşile, armut ağacına yapılan bu saygısızlık o yaşlarımda o kadar zoruma gitmişti ki; yerde yaralı yatan taşlardan aldığı darbeler sonucu suyu akmaya başlayan armutlara baktım, kırılan dallara, dökülen yapraklara, dallarda huzur içinde uyuyan kelebeklerin uykularından sıçrayarak uyandıklarına şahit oldukça olanlar karşısında göz bebeklerim büyümüştü ve yine babacığımın "Onlara zarar vermemelisin, zarar verenleri sen uyarmalısın." sözünü yanlış anlamanın sonucu olarak amutları düşürdükleri taşlarla arkadaşlarımı tek tek taşlayıp karşılarına geçip "şu anda ne hissediyorsunuz ?" diye sormuştum. İçim öyle acımış, öylesine yanmıştı ki...

               Bugün bu tarihte yine vicdanım acıyor. Son günlerde artan orman yangınlarını gözlerim yaşlı izliyorum. Hatta bazı yayımlanan videoların sonunu bile getiremiyorum. Çocukluğumda benimle aynı avlu da kardeş gibi büyüdüğüm, hastalandıklarında onlarla üzüldüğüm, bir an önce iyileşmeleri için dualarımda öncelik tanığım, yaprakları parlak olunca, evrene tebessüm edince mutlu olduğum, meyvelerini toplarken dalların zedelenmesinden ürktüğüm, kalplerini kırmaktan endişelendiğim, hep saygılı davranmam gerektiği konusunda defalarca bilinçlendirildiğim o canlıların sözde insanlar tarafından yok edilişini izlemek, buna tahammül edebilmek hiç, hiç, hiç  kolay bir şey değil. Benim gibi bu hassasiyetlerle yetişmiş her bir insanın o minnet duyulası ağaçların, masum, olanlardan habersiz milyonlarca savunmasız hayvanların göz yaşlarına bakmadan, gelecek ahları düşünmeden hayatlarına haince son verilmesine hiç bir insan yüreği dayanamaz.

Bazı eğitimlerin temel yaşlarda verilmesi gerektiğini, bazı duygularında genden geldiğini düşünüyorum. Bugün bu işe kalkışan insanların aileleri temel yaşlarda dalda uyayan kelebeği uykusunda rahat ettirebilmenin huzurunu yaşamış, yaşatmış olsalardı, hayvanları korumanın her bir insan için sorumluluk, bir erdemlilik olduğunu savunsalardı, üzerimizde dalgalanan şanlı bayrağın altında Türklüğe yakışır şekilde davranmanın erdemini verebilselerdi, kendileri bu kavrama layık olabilmenin gururunu yaşayabilselerdi bu kadar çirkinleşme cesaretini gösterebilirler miydi?

 

O kahrolası elleri o çakmağı ateşlemeye varır mıydı?

Bugün geçmiş olsun temennilerinin iletileceği yer Hatay değildir. Esas geçmiş olsun temennilerinin muhatabı her gün daha da çirkinleşmeyi başaran, vicdansızlaşan, hayvanların, doğanın ahını almakta sınır tanımayan insanlıktır! İnsanlığa geçmiş olsun.

 Abdurrahim Karakoç tüm insanlığı sıkı sıkı tembihledi;

"Gölgesinde otur amma

Yaprak senden incinmesin" dedi .

Onlar yaprağı incitmekle kalmadı,

ağlattı !

               Umarım "Evrendeki tüm canlıları korumak, huzur içinde yaşamalarını sağlama" ödevinden tüm insanlığın geçer not aldığı, vicdanlı, onurlu, merhametli insanların hüküm sürdüğü, içimizin yanmadığı, vicdanımızın sızlamadığı, insanlık adına utanç duymadığımız daha parlak günlerde yeniden görüşmek üzere.

 

 

 

Bu yazı toplam 1328 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim