• BIST 98.466
  • Altın 223,167
  • Dolar 5,7050
  • Euro 6,6085
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

GÜNEŞİN BATMADIĞI ÜLKEYE DOĞRU... ÖZBEKİSTAN

Tugçe Merve Elmacı

Puslu bulutların arasından güneş arada bir göz kırparken gün ikindi vaktine dönüyordu,  hafif bir rüzgar esintisiyle beraber toprak havalanıyor,ustaların elindeki çekiçlerin çıkardığı seslerle beraber adeta tozlu hava raks ediyordu.  Sırtlarını devasa medreselere vermiş, gün boyunca o şahane çini ve ayeti kerimelerle işli taç kapılara bakarken elbette ruhlarına giren derinlik, ellerindeki eserlerde hissedilecekti. Ardısıralı birçok sanatkar, eserlerini sergilerken kum yüklü rüzgar itinayla yapılmış seramiklerin, ahşap işlerinin ve minyatürlerin üzerini kaplıyor, o ince, güzel bir o kadar da özel , el emeği eserlerini beğendirmek için ellerinde bez devamlı temizleyerek tekrar sunuyorlardı müşterilerine. Tozlu havaya karışmış inceden gelen enstrüman seslerine birde rüzgarın getirdiği boyaların kokusu karışıyor başım dönüyordu adeta. Sanattaki zerafet, bu topraklarda yaşayan insanların ruhuna işlemişti. Orta asyanın incisi, güneşin hiç batmadığı yerdi Özbekistan…

Bir vahanın ortasında ‘Zerefşan Nehri’nin, kumların altından geçen altın saçan kollarıyla sulanan topraklarda yaradanın nurunu fani dünyaya aksettirme sanatını yaşayan bu şehirde ne ayet-i kerimeleri susturabildiler nede onun içinde gizlenen mucizelerin yolunu bulmak için açılan ilim kapılarını kapatabildiler. Çünkü bu topraklarda yaşayan nice sahabelerin, evliyaların,şeyhlerin, dervişlerin ayak izleriyle çizdiği yollardı buralar.

Daha hicretin üzerinden 39 yıl geçmişti. Hz. Ali yönetimine emevilerin başkaldırdığı yıllarla başlayan, sahabe üzerinde artarak kurmaya çalıştıkları baskı ve zulüm ortamıyla şart olan hicret;ilay-ı kelimetullah uğrunda, dini tebliğ için bu uzak coğrafyalara doğru olacaktı. İslamiyetin doğduğu topraklardaki feneri, orta asyanın kalbine getireceklerdi İslamın güneşleri. Böylece biz Türkler, bir annenin göğsünden bebeğinin sütü emmesi gibi katkısız ve direkt şekilde İslamı öğrenecektik. “insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” (Ali İmran 3/110) olan, en değerli ve faziletli nesil sahabelerden öğrenecektik Kuran-ı Kerim’i, sünneti, ahlakı, imanı, ibadeti… Böylece ‘islamın bin yıldır hamisi bir millet’ olarak Anadolu’ya bu kadim feneri taşıyacaktık. 

Selçuk beyin Cend şehrine sürgün edilmesiyle başlayan ve Türklerin İslamiyetle taçlanmasıyla şereflenen ‘hayat iman ve cihaddır’(Hz Hüseyin(ra)) anlayışının benimsenerek irşat yolundaki her adım da O’nun ilahi takdirini kazanmak için başkoydu bizim atalarımız bu yola.

Abdülhakim Gücdüvani Hz’nin gelişini Hızır as’ın müjdelediği, Seyyid Emir Külal Hz. doğduğunda Buhara’nın her yerini gül kokusu sardığı, Ubeydullah Ahrari Veli Hz’nin talebelerinin Anadolu’ya yayıldığı, imam Maturidi Hz'nin ehli sünnet itikadıyla aydınlattığı, Şah-ı Nakşibendi Hz'nin  bu coğrafyayı ilimle yoğurduğu, hoca Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği alimlerin fışkırdığı şehirdi Buhara…

Karış karış dünyadaki ilim merkezlerini dolaşarak yüzbinlerce hadis-i şeriflerin ravilerini derinlemesine inceleyip ‘Sahihi Buhari’yi yazan büyük hadis alimi Buhari Hz.Semarkand’da; Peygamberimizin(sav) amca oğlu, büyük sahabe; Kusem bin Abbas Hz.bu topraklarda yaşadı. Ona ‘ŞAH-I ZİNDE’ dediler çünkü O ‘Yaşayan Şah’’tı.

’Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Hayır onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz’ (Bakara 154) 

Kuran-ı Kerim’deki evrenin sırlarını çözmeye davet eden nice ayeti kerimeler için; ‘OKU’ emrini yerine getirmek için var gücüyle çalıştı atalarımız. Semarkand’da, dünyanın en büyük rasathanesinde Uluğ bey ‘yıldız haritası’nı çizdirirken; matematik, astronomi, coğrafya alanında Ali Kuşçular, Kadızade Rumiler ders veriyor bir yandanda fıkıh, tefsir, hadis ilmi öğretiliyordu sanatıyla göz kamaştıran devasa medreselerde.

Şahı Zinde’de; Konya -Seydişehir’deki mezar taşlarına dokundum. Emir Timur’un türbesinde,  Bursa Yeşil camide ki çinileri seyrettim, Mir Arap medresesinde Kuran tilaveti dinlerken Sultan Ahmet Camisindeydim. Degaron Cami’de namaz kılarken Tokat’ta ki Garipler Camisinde selam verdim.

Ata yurdundan ana yurda doğru dönerken ışığı sönmeyen bir vahanın ortasında güneş gibi doğan bu kadim şehre tekrar dönüp baktım. Dünyanın incisi,İslamın mücevheri,  ehli sünnetin varisi, güneşin batmadığı ülkeye doğru…

Gözüme tekrar bir pırıltı yayıldı Peygamberimizin (sav) amca oğlu Kusem bin Abbas’ın(ra) kabrinin bulunduğu ŞAH-I ZİNDE’nin kapısından…

Ehli sünneti rehber edinen insanlara doğru bir hadisi şerif yükseldi göklere;

“Sahabelerim gökteki yıldızlar gibidir,hangisine tutunursanız kurtuluşa erersiniz”  (Hadis-i şerif)

 

Bu yazı toplam 2596 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim