• BIST 1.537
  • Altın 411,603
  • Dolar 7,5261
  • Euro 8,9991
  • Kayseri 1 °C
  • Ankara 3 °C

EYVAH! MERAKIM GELDİ

Ayşegül EMRE

Engel olamadığımız, bir temel dürtüdür merak etmek. Biz Türk toplumu olarak özellikle bir başkasının hayatını merak etmekte üstümüze yoktur. Bu merak etme dürtümüzü kontrol altına almazsak şayet zaman zaman fayda vermeyen olumsuz sonuçlarda meydana gelebiliyor.

Bu olumsuz sonuçları göz önüne alarak bana fayda vermeyen, katkı sağlamayan her ne varsa onlar üzerinde ısrarcı davranmama, gereğinden fazla merak etmeme, zihnimi meşgul etmeme konusunda daha kontrollü davranma kararı aldım. Bu karar sonrası hayatımda büyük değişimler olduğunu itiraf etmeliyim. Çünkü içimde bir başkasının hayatını merak etme dürtüsünü iyi bir yönlendirmeyle geçmişte bu dünya üzerinde önemli yer sahibi olan, iz bırakan insanların hayatlarını araştırarak, okuyarak, belgesellerini izleyerek bu hakkımı olabilecek en güzel şekilde kullanıyorum.


Merak edilecek, araştırmalarıma değer bir yaşam varsa kuşkusuz bu onların hayatlarıdır diye düşünüyorum ve kendimi o şekilde yönlendirmekten kaçınmıyorum.

Zihnim bu büyük insanların peşinden giderken, çoğu zaman koşarken diğerlerinin ne yaptığı, ne yapmaya çalıştığı, ne yapamadığı inanın zamanla dikkatinizi çekmez oluyor.

Dün yine durup  dururken merakım geldi. Oysa hiç hazır değildim, hazırlıksız yakalandım. Bilirsiniz insanın merakı gelince gözü dönüyor hemen imkanlar dahilinde araştırmaya başlıyor. Bu sefer içimde bulunan merak duygumu tatmin edecek isim, kütüphanemde de bir çok eseri bulunan dünyaca ünlü Brezilyalı roman ve söz yazarı Paulo COELHO 'dan yana kullanmayı tercih ettim. Dünyada iz bırakabilmek için bir bedel ödemek gerekiyor. Bunun yanında zannediyorum yeterince zorluk, sıkıntı ve bir miktar acı çekmekte gerekiyor. Her bir önder ismin birleştiği ortak nokta bu olsa gerek; çeşitli sıkıntılara maruz kalıp onların üstesinden gelmiş olmak. Zaten baktığımız zaman "Dünyada iz bırakmış hiç bir insan başarı merdivenlerini elleri cebinde çıkmamıştır." Gerekli bedeli ödemiş insanlardır. Bedel ödeyenler listesinde ismini gördüğüm Paulo Coelho da bu konuda nasibine düşen sıkıntılara, çocuk yaşta yakasına yapışan yaşam mücadelesiyle başlamış. Hayalleri ve hedeflerini süsleyen, her şeye ve herkese rağmen kimsenin vazgeçiremediği, kimselerin ona yakıştıramadığı yazar olmak hedefinin peşinde, ideallerinin peşinde koşmaya çocuk yaşlarda başlamış. Tüm olumsuzluklara karşı dik duruş sergileyerek sürekli koşan ama asla yorulmayan özellikleriyle meydan okumuş. Herşeyden önce kendisinin farkında olan bir birey olarak "Anlaşılmamaktan gurur duyuyordu, çünkü tüm dâhiler bu bedeli ödemişlerdi." sözünü önemsiyordu çünkü ailesi dahil kimse tarafından anlaşılamamış ve bu yüzden üç kez akli dengesi bozuk düşüncesiyle çaresizce akıl hastanesine yatırılmış bir kahramandan bahsediyorum. Hastanede yaşamış olduğu acı dolu günlerini, tecrübelerini harmanlayıp kaleme aldığı, okuyucuyuda etkisi altına almayı başaran  "Veronika Ölmek İstiyor" eserinide buradaki yaşadıkları talihsizlerden bahseder. Paulo hayallerine ulaşması için en başta sizde hak verirsiniz ki bir daktilosu olması gerekiyordu. Ailesine defalarca daktilo isteğini belirtmesine rağmen, ailesi bu isteği gereksiz masraf olarak gören bireylerden oluşuyordu. Onlara oldukça lüzumsuz geliyordu çünkü inanmıyorlardı oğullarının başaracaklarına. Paulo herşeye, herkese, tüm aksilik, talihsizliklere rağmen hedeflerinin peşinden gitmeyi tercih etti. Bir eser yazmaya karar verdi ve yazdı. Bu onun için hiç kolay olmadı. Büyük bir heves, inançla tüm emeğini en yakın arkadaşına okuyup yorumlaması için verdi. Okuduktan sonra en yakın arkadaşının Paulo'ya geri dönüş cümleleri şunlar oldu; "Paulo ben senin arkadaşınım ve arkadaşın olarak şunu söyleyeceğim; Bu kitap iyi bir kitap değil. Kitabını dikkatle okudum. Beğenmek için çok zorladım. Üzgünüm, beğenmiş olmayı çok isterdim. Biri bu yazdıklarını gerçekten okumak ister mi? Sanmıyorum..." Duydukları karşısında uzun süre kendine gelemeyen Paulo; “İnsan fırsatların gelmesini bekler, fırsatlar da insanın gelmesini… Fırsatlar bekler, insanlar bekler; kazanan hep mazeret olur.” sözünü yazdı ve peşinden gitti. Canı yanıyordu ama hiç bir mazeretin arkasına saklanmadı. Umudunu kaybetmedi, asla pes etmedi. O gün, o bahanelerin arkasına saklansaydı, pes edenlerden olsaydı, bugün arkadaşının "Bu kitap iyi bir kitap değil. Kitabını dikkatle okudum. Beğenmek için çok zorladım. Üzgünüm, beğenmiş olmayı çok isterdim. Biri bu yazdıklarını gerçekten okumak ister mi? Sanmıyorum. " sözleriyle pes edenlerden, vazgeçenlerden olsaydı bugün bahsi geçen eser olan  "SİMYACI" eseri; kırk iki ülkede, yirmi altı dile çevrilemez, dünya listelerinde en çok okunanlar arasına giremez, bugün burada iz bırakanlar listesinden seçip ele aldığım, sizinlede paylaşma gereği duyduğum iz bırakan bir kahraman olamazdı ! “Bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmek için bütün evren senin için işbirliği yapar.” sözünü yazmıştı ve bir gün mutlaka yaşayacağına olan inancını kaybetmedi. Zannediyorum yazmış olduğu “Her gün, her gece binlerce ölüm yaşıyorum, birinizin bile şu kadarcık umrunda değilim.” sözünü şimdilerde gururla okuyordur. Çünkü bugün dünya artık onun tahmin edemeyeceği kadar umrunda...


    Bundan daha önce incelediğim iz bırakan her bir kahramanın yaşam hikayesinde, bu yaşam öyküsünde olduğu gibi bizlerin nasipleneceği, çıkarımlar yapabileceği sırlarla dolu. Paulo'nun hayatını ilk aşamada gerçek anlamda bir başarı belgeseli izler gibi  hayranlıkla okudum. Paulo bizlere pes etmemeyi, azmimizi kıran insanlara karşı her zaman bir duruşumuzun olması gerektiğini vurgular tarzda bir hayat hikayesi sergiledi. Çünkü her birimizin hayatında uzak durması gereken en az bir tane  umut kırıcı insan vardır ; "Sen Yapamazsın! , "Sen Başaramazsın! "," Sen Beceremezsin!" diye haykıran. Aslında onlar da başaracağımızın farkında olan kimselerdir ama olumsuz cümlelerle bizi hedefimizden vazgeçireceklerinden öyle eminlerdirki. Ne yazık ki bizlerde çok geçmeden o olumsuz kurulan cümlelere odaklanarak başaramayacağımızdan kısa zamanda emin hale gelir; vazgeçenlerden, pes edenlerden oluruz. Tamda onların bekledikleri gibi onları haklı çıkarırız. Bahanelerin arkasına sığınmak içinde son derece güzel fırsat elde etmiş oluruz. Ama unutmamalıyız ki; Paulo'ya da başaramazsın diyen babasıydı. Güvenmeyen ailesiydi. Yazdıklarını kıymetsiz bulan, yollarını tıkayan en yakın arkadaşıydı. Başarmaktaki, hedefe ulaşmaktaki çevre faktörünün önemini ısrarla vurgulamak istiyorum. İnsanın başarıya ulaşmasındaki en önemli faktörlerden bir taneside çevre unsurudur. En az başarmak isteyen kadar çevredeki insanların ufak dokunuşlarıdır, onların minik destekleridir başarıya ulaştıran. Hedeflerimizle çıktığımız bu yolda yolumuzun zaten zorlu, çakıl taşlı, engebeli oluşu yetmiyormuş gibi birde bizleri yolumuzdan geri çevirmek isteyen, çıkmaz sokağa yönlendiren, motivasyonumuzu kaybettirecek her yolu deneyen nice insanlarla karşılırız. Bizleri esas yoran çakıl taşlarıyla dolu engebeli, zorlu bu yolda yürümek değildir, insanların motivasyon kırıcı sözleridir. Belkide bu yüzden bu zamanda herşeye ve herkese rağmen bir şeylerin üstesinden gelmek bizler için kıymetlidir. "
 

... Rağmen Başarmak " diye bir şey var. Dış etkenleri kapsayan olay ve kişilere rağmen başarmak, başarabilmek vardır. Bugün onları haklı çıkarmamak için çalışmalıyız. Ne olursa olsun yolumuzdan vazgeçmemeliyiz. Bahanelerin arkasına sığınan insanlardan bir tanesi de biz olmamalıyız. Zaten onlardan çok tane var. Hayatımızda şartlar hiç bir zaman elverişli olmayacaktır. Koşullar hiç bir zaman bizlerin istediği gibi mükemmel olmayacaktır. Hedeflediğimiz bu yolu zamanla mükemmelleştirecek kahramanlar bizleriz. Öyle çalışmalıyız, öyle günlere kavuşmalıyız ki; umut kırıcı insanların, başaramayacağımızdan emin olan insanların, motivasyonumuzu kaybetmemiz için ders çalışan insanların, sen yapamazsın, sen başaramazsın, sen beceremezsin  diyen insanların karşısına gururla geçip; "Bak ben başardım ", "Bak ben yaptım "," Bak ben becerdim", "Bak ben mutluyum "... diyebilmeliyiz. Çevremizde düşmemiz, mutsuz olmamız için hazırda bekleyen insanlara karşı ayakta durabilmek, başarabilmek, bir şeylerin üstesinden gelebilmek, mutlu olabilmek onlara verilecek en güzel cevaptır. Bu cevabı verebilecek özellikleri de her birimizin taşıdığına ben inanıyorum. Herşey insanın kendisine inanmasıyla başlar. Sadece inanmalı, çalışmalı, bazen çok çalışmalı ve çıkan sonucu keyifle izlemeli. Şu an Paulo'nun olanları keyifle izlediği gibi.
    İşte her zaman böyle oluyor. Bir merak uğruna içine girdiğim, araştırdığım ibret veren her yaşam beni bam başka yerlere götürüyor. Tahmin edemeyeceğim büyüklükte dersler veriyor. Yapmam, yapmamam gerekenler konusunda ışık, motivasyon kaynağım oluyor. Aslında baştan beri bahsettiğim tüm bunlar değer verdiğim tüm insanların görmesini, kendi hayatlarında da en az bir kez uygulamasını istediğim küçük bir deneydi.

Zamanımızı, enerjimizi, araştırmalarımızı, zihnimizi, merak duygumuzu bizlere fayda sağlayan insanların hayatlarını araştırmaktan yana kullanınca bakın böyle oluyor demenin bir yolu da buydu.

Biliyormusunuz ben yemek israfı, su israfı, giyim israfı kadar önemsiyorum zaman israfını. Kim için kullandığımıza, ne uğruna tükettiğimize, kimlere hediye ettiğimize dikkat etmeli, özen göstermeli.

Hem belli mi olur belki bir gün iz bırakanlar listesinde bizlerinde ismi geçer.
Bir gün birinin daha merakı gelir, köşe yazısında bizleri ele alır, diğer insanların; zamanını da, merakını da, zihnini de en doğru şekilde meşgul etmelerini sağlayan bir kahramanda bizler oluruz.

Belli mi olur.

Bu yazı toplam 902 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim