• BIST 102.209
  • Altın 226,099
  • Dolar 5,3001
  • Euro 6,0000
  • İstanbul 10 °C
  • Ankara 12 °C

DÜŞÜNCENİN NAMUSU VE AYDIN YALNIZLIĞI

Serdar  Kayhann
İnsanoğlunun yaratılışından beri tarih, ilimle cehaletin savaşına sahne olmuştur. Lakin ilme sahip olmak her zaman kazanmak değildir… Zira Şeytan da büyük bir alimdi. Ancak enaniyeti onun başını yediği için hem kendisini hem de pek çok insanı helaka sürüklemiştir. 
 
İnsan bu yüzden kompleks bu yüzden bilinmeyenle dolu. İnsan Eşref-i mahluk ile Esfel-i safilin arasında salınan bir varlık. İnsana ait değerlerdir rotayı belirleyen. Akıl ise bu değerler hiyerarşisinde kaptan pilot rolünde. Aklı olmayanın ne imanı, ne  ahlakı, ne ilmi ne de feraseti olur. Bu nedenle insan önce aklını kullanmayı öğrenmeli. 
 
Mantık ilmi bu yüzden var. Aklını kimsenin ipoteğine bırakmamak için .. Kuranı Kerimde yüce Allah, "akletmez misiniz "der. Kainat, aklımızı dolu dolu kullanıp binlerce tefekküre yöneltecek donelerle dolu.. Koskoca kainat keşfedilmeyi bekleyen büyük bir hazine..
 
Akıl, ilim ve feraseti yüksek olanlar bunun hakkını vermek zorundadır. Kendilerinden aşağıda olanları tehlikelere karşı uyarmak yükümlülüğü altındadırlar bedeli ağır olsa da. Zira aydınların böyle bir misyonu var.. 
Müstakbel bir tehlikeyi gördüğü halde  susan bir aydın, varlık nedenini inkar etmiş demektir. Sadece kendini  tehlikeden kurtarmak onun kurtuluşu olabilir mi?  Aydın namusu, bilginin hakkını vermekten geçer..  
 
Bu nedenle aydınlar çoğu kez yaşadıkları devrin insanlarınca anlaşılamaz ve anlaşılmaları uzun bir süreyi gerekli kılar. Bu da aydının yalnızlığa mahkum olmasının en büyük amilidir.
 
Doğru olduğundan emin olduğu, ama belki zamana veya algılara göre doğru anlaşılmama tehlikesi barındıran bir takım düşüncelerin ortaya konulması, konforunu bozmak istemeyen birileri tarafından gerek iyiniyetle ve gerekse kötüniyetle yanlış taraflara çekilebilir ve linç kampanyasına maruz bırakılabilir. İşte böyle bir zamanda yazmak, konuşmak, bu yönden bakılırsa dünyanın en zor ve en tehlikeli işlerinden biri olur. Yazmak aydın için kendiyle savaştır bir bakıma. Varlık nedenine uygun davranmak yahut bir ömür utanç içinde yaşamak..
 
Vefanın olmadığı yerde neyin kıymeti olur ki?  Vedalar bile anlamsızdır.  Dün dostları ile en büyük düşmana karşı birlikte verdikleri mücadeleyi unutur ve bugüne dair bir ihanet suçlaması ile karşı karşıya kalırlar.
 
Sisli zamanlarda tehlikelidir yazmak ve konuşmak. Çünkü bir zaman sonra size hak verecekleri, sizi yüceltecekleri fikrin bu gün kurbanı olabilirsiniz. Geçtiğimiz dönemde bir sanatçıya yapılan linç kampanyasının görüntüleri hala hafızamızda ... Oysaki  fikirlere saygı göstermeyen toplum yanılmaya ve kaybetmeye mahkumdur. 
 
Toplumun bilmesi gereken bir şey daha var... Aydınlar toplumun görmediği çok şeyi görür ve toplumun gelecegini yutan bir çok kara deliğe muttali olurlar. Bir hakikat karşısında susmak veya bedel ödemekle karşı karşıya kalan aydın bunlardan birini tercih etmek zorunda kalır. Susmak kendi vicdanına ve tarihe karşı sorumluluğunu inkar etmek olurken; konuşmak ve haykırmak yaşadığı devrin tanrıları tarafından aforoz edilme ve eşrafıyla birlikte bedel ödeme riskini beraberinde getirir.
 
Bunu aşmanın yolu namuslu aydın sayısını çoğaltmaktır.  Namuslu aydın sayısı ne kadar fazla olursa risk dağılır ve ödenecek bedel minimize olur   Bu haliyle yükün omuzlarda taşınmasi kolaylaşır. 
 
Bu itibarla aydın olduğunda seni nelerin beklediğini iyi bileceksin..
 
Yaşanacakları öyle ifade edeceksin ki, yanlış anlaşılmaktan kurtulacak ve ferasetinle yangını söndüreceksin. Aksi hele o yangın hem seni hem toplumu yutacak.    Ama dilin ve bilgi birikiminin bütün imkânlarını bu noktada seferber etmen yine de yeterli olmayacak. Çünkü, düşüncelerin birilerini rahatsız ettiği, birilerinin hesabını bozduğu için hedefe konacaksın. Sesin kısılmaya çalışılacak, konuşmanı engellemek için gri propagandanın hedefi haline geleceksin. Kimse senin söylediklerinin hakikat olduğunu düşünmeyecek, zira burada hakikatin önemi yok .. Varsa yoksa tarafgirlik , takım tutar gibi düşünce sahibi olmak . Adeta cephe savaşı. Ancak unutulan bir şey var feradeti olmayan toplum kendi kendini Öğüten bir değirmene benzer . 
 
 Bir doktorun ölümcül bir hastalığın tedavisini ortaya koyduğunda doktoru bir linç eden bir zihniyetten farkı yoktur bunun.
 
Acıdır, zira  sen ölümle yaşam arasındaki ince çizgiye hapsolmuş bir nefer olarak kalacaksın.
 
Akil ve ilim bazen duyguların karşısında yenilir. Zira duyguların tesir gücü daha derin ve daha kalıcıdır. İnsanlara en büyük kötülüğü yapanlar toplumun duygularını  kontrolsüzce yönetenlerdir.  Zira aklını çeldiğiniz insan bir gün mutlaka aklını toparlayabilir.. Ancak duygusal esarete düşürülen insan adeta stokholm sendromuna yenik de düşebilir.
 
Sonra kendileri yürüdükleri yolun yanlış olduğunu gördüklerinde senden özür dilemeyecek ve bir başka hesaplaşmanın kulvarında olacaklar..  Çünkü dünyanın kanunu budur. Kalpler körelmişse yapacak bir şey yok.  Peygamberin uyandıramadıgı insanoğlunu kimler uyandırabilir ki 
. Her zaman haklı olmak işe yaramaz. Bu nedenle aydınlar daima yalnızdır. Zaren aydın olmak fikirleri ve içinde yaşadığı toplum için bedel ödemek demektir. Aydınlar hakikatin yaşanan zaman dilimine uygun olup olmadığına bakmazlar..
 
Bu ünvanı almışsan bedel ödetilecektir sana. Masum olduğun halde ihanetle suçlanacaksın. Sözü doğru anlamamaya yemin etmiş bağnazların taşlamalarına muhatap olacak ve sözlerinden dolayı pişmanlık çölünde yakılmak isteneceksin. Esasen senin düşüncelerin onlar için de kurtuluş vesikasıdır, ancak görmezler. Ona bakmayacaklar. Sen bir kurban olarak hayatını tamamlamak zorunda bırakılacaksın. Top yekün bir esaretin kurbanı olacak milleti uyandırmaya çalışan deniz feneri olmanın bedelini ağır ödeyeceksin . Bu uğurda kaybeden sadece sen olacaksın. 
 
Elhasıl bu yalanlar dünyasında ya bu mücadelenin gladyatörü olacak; yahut kendini inkar eden bir sefil olarak yaşayacaksın..
 
Bedeller ödeyeceksin böylece. . Sözün yanlış anlaşılacak,  sözün çarpıtılacak, niyetin sorgulanacak. O güne kadar yaptıkların bir anda unutulacak ve günah keçisi olacaksın. Senin hakkı dile getirme lüksün olamaz. Senin aklın ve ilmin kördür onlara göre.  Zira burası bağnazlık çölü.   Ya itaat et, yahut bedel öde denecektir sana Milletlerin kaderinde buna benzer hadiseler az değildir. 
 
Aklı öncellememiş her millet bu bağnaz düşünceye esir olmuş ve tarihte ağır bedeller ödemiştir. Dün senin karşı çıktığın hadiseden dolayı ödenen toplumsal  bedel bile senin hanene yazılabilir. Çünkü adaletin  namusu kirlenmeyegörsün.. Ahlak ve erdem adına her sey toz olur.  
 
Dünyada kirlenen ne olursa olsun sadece adaletin namusunu temiz tutan milletler var ya , İşte onlar var  olmaya devam edecektir. 
 
Bu yazı toplam 458 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim