• BIST 110.932
  • Altın 175,003
  • Dolar 4,0605
  • Euro 4,9845
  • İstanbul 16 °C
  • Ankara 8 °C

'ÇİFTE VAV'DAN AYASOFYA'YA

Tugçe Merve Elmacı

Güneş sis içinde dolaşırken saatler öğle vaktini gösteriyordu. Üsküdar iskelesinde kayıkçıklar sallana sallana bekliyorlardı müşterilerini. Orta yaşlı bir adam yanaştı en baştaki kayığa. İşinin acele olduğu her halinden belliydi.

"Beni acele Kabataş iskelesine götür evladım" dedi iri yarı kayıkçıya. Kayıkçı hemen başladı kürekleri çekmeye. İskeleye varmak üzereydiler. Amcanın, ücreti ödemek için ceketinin iç cebine el atıp kesesinin orada olmadığının farkına vardığında artık çok geçti. Kayıkçı parayı beklerken, utana sıkıla;

"Evladım para kesemi evde unutmuşum.Yanımda bir akçem bile yok. İstersen adresimi vereyim akşama gel paranı al yada yarın sabah gel, borcumu ödeyeyim" Kayıkçının bu durum hiç hoşuna gitmemişti.Yüzünü ekşitti. Tam o sırada amcanın aklına bir fikir geldi.

"Bak evladım,ben hattatım.Sana bir 'Çifte Vav' yazayım. Sahaflar çarşısına gittiğinde kime götürecek olursan sana borcumun 100 katını verirler.''

Hattat amca, koynundan ivedikle bir kağıt ve belinden divit  kalemini çıkardı. Çok muntazam ve seri şekilde 'Çifte Vav' yazarak homurdanmakta olan kayıkçıya verdi. Aradan bi kaç gün geçti, kayıkçının yolu sahaflar çarşısına düştü. Cebinde duran çifte vavı hatırlayarak rastgele bir dükkana girdi.

"Efendi, bu kağıt kaç para eder?" dedi.

"Oo! Bu Mustafa İzzet Efendi'nin 'Çifte Vav'ı". Kayıkçı  şaşkındı. Başka dükkanlara da girdi. Herkes biliyordu Mustafa İzzet Efendi'nin meşhur 'Çifte Vav'ını. Bir kağıt parçasına yarım altın vermişlerdi. Haftalar geçti. Müşteri arayan kayıkçı, kalabalık arasında Mustafa İzzet Efendi'yi görünce hemen tanıdı. Diğer kayıkları yararak kayığını İzzet Efendi'nin bulunduğu yere getirdi ve kendisine şöyle seslendi: "Efendi baba, gel benim kayığıma buyur. Hem 'Çifte Vav' da istemiyorum. Tek bir 'Vav'a seni karşıya geçireyim"

Kayıkçı hikayesi menkıbe midir gerçek midir bilinmez ama Ayasofya'daki hatları yapan, Mustafa İzzet Efendi'nin ta kendisidir. Sultan Abdülmecid'in emriyle yapılan 7.5 m çapıyla Osmanlı eserleri içinde Dünyanın en büyük hat levhaları bu ünlü hattatın ellerindendir.(1849)

Gelelim 1935 senesine. Müzeler Genel Müdürlüğü; 'mimariyi bozuyor' gerekçesiyle bu paha biçilmez hatları, yerlerinden indirmiştir. Başka yere monte edilmesine karar verilmiş fakat Ayasofya'nın hiçbir kapısından bu devasa hat levhaları çıkarılamamıştır. Sanat tarihçisi İbrahim Konyalı "Ben bu haince yapılan olayları izledim. Levhalar kapılardan sığmayınca çerçevelerinden çıkarmak istediler. Eserlerin kırılacağını aynı zamanda kapıların zarar göreceğini ileri sürerek bu cinayete mani oldum" sözleri olayın vahametini gözler önüne seriyor. Bu paha biçilemez hatların üstü kapatılarak bir kenarda 4 sene beklettiler. Tekrar gündeme geldiğinde ise (1939) cevap gecikmedi; 'asılacak ödenek yok'

Tarihler 1949'u gösterdiğinde 14 sene boyunca yerde bekletilen bu levhalar sonunda yerlerine asıldı. Peki bu hat levhalarında ne yazar?

Allah lafzı, Hz. Muhammed, Hz Ömer, Hz. Osman, Hz Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. Ayasofya'nın hiçbir kapısından çıkarılamamasının nedeni sizce yazılan eserlerin manevi ağırlığı mı yoksa  Sultan Abdülmecid'in geleceği tahmin ederek bu kadar büyük hat levhalar yaptırması mı?

Bir tarafta kağıt parçasına  yazılan bir 'Çifte Vav'a verilen kıymet, diğer tarafta aynı ellerle yazılmış dünyanın en büyük levhalarında yazılı olan başta Allahu Teala lafzı olmak üzere en büyük sahabelerin adlarının  kıymeti...Varın verilen kıymeti siz düşünün.

Bu yazı toplam 1023 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim