• BIST 95.522
  • Altın 276,986
  • Dolar 5,7158
  • Euro 6,3462
  • Kayseri 21 °C
  • Ankara 21 °C

BASTIĞIN TOPRAĞIN SESİNİ DUYUYOR MUSUN?

Tugçe Merve Elmacı

Geçen zamanın hiçbir ehemmiyeti yoktu. Onlar için ne mekan kalmıştı ne zaman…

Toz bulutu içinde duyulan silahların sesleri çoktan çığlıkların üstünü gece gibi örtmüştü. Her yer kanla yıkanıyordu sanki. Hz İbrahim, oğlu Hz İshak, torunu Hz Yakup ve Hz Yusuf (as)’un gözyaşları, dökülen müslüman kanlarının içine karışmıştı. Çığlık seslerine ‘sema’ da, ‘arz’ da ağlıyordu.

Kudüs’ün göz bebeği. El-Halil şehrinin Halilurrahman Cami’si. Tam 25 yıl önce bir gurup fanatik Yahudi nin kanlı propagandası sonucu, sanki camide ibadet eden Müslümanlar öldürülmemiş gibi, hemen akabinde saldırıyı yapanlar birde güvenlik önlemi gerekçesiyle caminin üçte ikisini sinagoga çevirmişlerdi. Kimi kimden koruyorlardı? Ağır silahlı yahudi askerleri ve yoğun kameralar altında ürpererek kılmaya çalıştığım namazımı bir ömür unutamayacağım. Hz İbrahim’in sandukası sinagog tarafında kurşun geçirmez camla çevriliyken utanıyordum kendimden… Rabbimden ellerimi açıp ne isteyecektim? Bize verilen en büyük nimet, özgür bir memleketin şükrü nasıl verilebilirdi?

Gözümü kapattım. Karşımda yükselen ulu ERCİYES…

Bitmek tükenmek bilmeyen karlarının altında, tevhit ilkesinin en güzel temsilini yansıtan bu heybetli dağa Evliya çelebi; ‘ricalül gayb’ (ermişlerin toplandığı yer) derken; adının ‘Erciş peygamber’ le özleştiği ‘Erciyes’; bir dağdan çok daha fazlasıydı aslında. Belki de ‘AŞK’dan almıştı adını. Erkek(er) ve kadının(cis) bir araya gelmesine tanık olan kudretin temsili Kayseri’nin kalbinde sonsuzlukta tek bir noktada nefes alıyordum sanki. Tekrar içime çektim o mis gibi havayı. Gözüm kaydı sonra Erciyes’in eteklerine doğru… Hemen aşağıda, Erciyes’de bulunan alimlere hürmet edercesine tevazu içinde duran Ali Dağı… Peygamber efendimizin övgüsüne mazhar olan büyük şair ‘İmru’l Gayz’ ın naaşını içinde barındırırken usulca uzanıyordu.

Gözlerimi açtığımda tekrar kalbim yandı… Memleket derken kendimi buldum…

 

İnsanların hakkı hayvanların hakkı vardı da memleketin ve şehirlerin hakkı yok muydu?

Bir şehir var olurken o taşları nakşedenler bizden hesap sormayacak mıydı?

Bastığımız toprağı tanımakla biz mükellef değil miydik?

Oturduğum yerden usulca kalkarken, memlekete döndüğümde yapmam gerekenin farkındaydım.

Bir şehirde yaşarken o şehri anlamak gerekirdi. O’nu dinlemek için O’na kulak vermek gerekirdi.

Kudüs’de bu idrakın farkına vardığım yer bir ‘CAMİ’ ise benim merkezime aldığım ‘camiler’ olmalıydı.

Mekan dan ve zamandan münezzeh olan Allah’ın; mekan ve zaman içinde O’na en yakın olan ‘SALAT’ın vücut bulduğu yerdi camiler.

Kayseri’nin camilerini gezmeye başladım. Sonra çevre şehirlerdeki camileri… Memleketim olan Ankara’da Hacı Bayram Veli’yi ziyaret ettiğimde kulağıma usulca fısıldadı;

“Dünya gamından kurtulmak için mezarlıkları ziyaret edin” (Hacı Bayram Veli)

Yaşadığım şehir Kayseri’ye döndüğümde buranın en eski mezarlığı olan ve yüzlerce alimi içinde barındıran, Seyyid -i Burhaneddin hz’nin mübarek naaşının medfun bulunduğu türbesini ziyaret ettiğimde bir tabelaya ilişti gözüm;

“İbadetin özü nefsin erimesidir. Geriye kalan hepsi ibadetin kabuğudur” (S.Burhaneddin hz)

Peki bu nefis ne idi? Nefsin aslını tanımak için kendimizi tanımamız gerekmez miydi? İnsan şehri taşır şehirde insanı. Böylece senide şehirler belirlemiş olur. Karakterimizi belirleyen şehirler ise bulunduğumuz şehri tanımak şarttı. Çünkü idrakımızı oluşturan ne ise mekana yansıyanda oydu. Herkes kendi hayat görüşüne göre bulunduğu mekanı kurar. Gördüğünü yansıtır, yansıttığını görür.

Bastığın toprağı tanımak, kendi özünü bulmak için sana en yakın neresi ise oradan başlamak gerekmez mi? Ya bir cami ya bir sebil ya da bir mezarlık… Hangisini istersen, kendini en yakın olanı hissettiğinden…

 

Ben Kayseri’nin suyunu içmiş, ekmeğini yemişken, bir Ahi Evran’ın deriyi döverken çıkardığı çekiç seslerinin zikrini duymazsam, Gevher Nesibe’nin şifahanesinde ki kümbetinin üstünde yazan ‘la ikrahe fiddin’ (dinde zorlama yoktur) (bakara/256) ayet-i kerimesinin neden yazılmış olduğunun idrakına varmazsam, Melik Mehmet Gazi’nin yaptırdığı ‘Camikebir’ in inşaatı sırasında, yaşlı bir teyzenin duvara yerleştirdiği 7 tuğlanın hatırından dolayı belki de 850 yıldır ayakta kaldığı hissetmezsem, Alparslan’ın komutanları Yahya Gazi, Dev Ali yada Melikgazi’nin gazasına tanıklık etmemişsem, Seyyid-i Burhaneddin hz’leri nin irşat yolculuğunu anlayamamışsam, tasavvurunu tüm dünyaya yayıp nakşeden Kayserili Mimarsinan eseri Kurşunlu camisinde, yaradanın yarattığındaki tecellisini temsil eden ‘lale’ figürünü tevhit inancıyla yerleştirirken bir sütuna, Sinan’ın zihniyetini kavrayamamışsam, bu şehir benden hesap sorar!

 

Bastığın toprağı tanı! bastığın toprağı dinle! Bakalım sana daha neler anlatacak!

 

                                                                                                                                                   

TUĞÇE MERVE ELMACI

 

www.tugcemerveelmaci.com

 580b57fcd9996e24bc43c521.png    t.mervelmaci

 fb-f-logo__blue_144-001.png     Tuğçe Merve Elmacı

Bu yazı toplam 29148 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim