• BIST 86.072
  • Altın 251,269
  • Dolar 6,0742
  • Euro 6,8075
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

ADALETİN KAYNAĞI NEDİR?

Serdar  Kayhann

“Muhakkak, Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” (Nisa, 4/58)

Adalet, mahiyyeti sebebiyle mi vardır yoksa ona şekli bir varlık alanı temin eden, onu koruyan ve ona güç veren erk sayesinde mi? Bir başka ifade ile adalet ruhen mi var şeklen mi?

Hakim, adalet icra ederken doğal adaletten yana mı tavır almalı yoksa kendine bu gücü bahş eden cari kuvvetten yana mı? Cari hukuk ve cari kuvvet adaletsizlik emrediyorsa hakimin orada yapması gereken nedir?

Tüm bu soruların cevabı bizi adalet felsefesine götürür ve adalet tartışmalarını başlatır.. İnsanoğlu ve daha özelde adalet felsefecileri yıllarca bu tartışmayı yapmış ve adaletin kaynağını çözmeye  çalışmışlardır. Platonun  Devlet kitabında yine Sokratesin öğrencileriyle adalet tartışmasını okuyabiliyoruz. Bunlar adaletin kaynağını irdeleyen tartışmalar.

Guizot, “Adalet insan topluluğunun kutsi bir bağıdır”.der. Adalet yoksa insanlar arasındaki kozmik bağ yıkılır ve tespih taneleri gibi insanlar birbirinden uzaklaşırlar.

Adalet bir devletin şah damarıdır. Şah damarı kesilen hiçbir varlık yaşama şansını bulamaz.  . Adaletin olmadığı bir ülke ne kadar güçlü olursa olsun; ordusu, maliyesi, istihbaratı ne kadar mükemmel olsun ilanihaye yaşama şansı olamaz. Zira adalet bir devletin müesses temelidir. Temelsiz bina yahut temeli çürük bina nasıl yerle bir olmaya mahkum ise adaleti muhkem olmayan devlet de yok olmaya veya can çekişmeye mahkumdur..

Van depremini hatırlayalım. Makyajlanmış bir otel insanlara sağlam bir görüntü veriyordu. Depremde kalacak doğru dürüst bir bina olmayınca insanlar bu otele sığındı. Maalesef ikinci bir dalgada otel yerle bir oldu ve 24 vatandaşımızı kaybettik. Neydi buradaki sorun. Temeli çürük bir binanın dıştan aldatıcı görüntüsü. Adaleti muhkem olmayan devletler  de böyledir. Bir gün mutlaka bir çöküş süreci yaşamaya mahkum olurlar..

Adalete güç ve ruh veren şey yaşayanların ona beslediği pozitif inançtır. Şeriatin kestiği parmak acımaz sözünün mahiyyeti adalete olan inanç ve adalat için açılan kredidir. Şayet adalet dağıtan gücün yansız olduğuna dair bir şüphe belirirse  elbetteki şeriatın kestiği parmak(hukukun verdiği karar) acıtır ve toplumsal barış bozulur.

Bir örnek vermek gerekirse, Ahmet ile Salih'in arasında bir alacak davası olsun. Bunlar adaletine inandıkları bir hakeme müracaat ederlerse, Hakemin verdiği karar Ahmetin beklentilerini karşılamamış olsa da bunu dış dünyaya aksettirmez ve bu karara  boyun eğer. Buradaki incelik kendi beklentisinin yanlış olduğuna dair inançtır. Oysaki hakeme güvensizlik duyarsa  karar adil bile olsa onu tatmin etmeyecektir..

Bu karardan sonra Ahmet bir daha bu olayı tartışmayacaktır. Zira hakeme giderken bir ön kabulle gider ve tarafsız bir üçüncü kişinin vereceği karara saygılı olacağını peşinen kabullenmiştir. Artık bu karara uymak onun için zor  değildir..

Zira hakeme gitmeksizin Salihin söylediğine uymak nefsine ağır geleceği için bu yol daha meşru ve daha sukünetlidir. Bu yüzden adalet önemli ve bu yüzden adaletin serinletici iklimine başvurmak toplumsal barış için son derece hayatidir..

Adalet bir olay karşısında insanın vicdanen dinginleştirilmesi ve onun iç huzurunun tesis edilmesidir. Bu yüzden adalet yanılmaz diyoruz. Esasen adalet yanılmaz mı elbette yanılır. Ancak adalete öylesine bir inanç vardır ki yanılsa bile kötü niyet olmadığına inanıldığı için adaletin imkanlarıyla  ondan daha adil bir karar çıkması imkansız olduğu kanaati ile adalete verilen kredidir aslında bu güveni tesis eden..

Bu ise zaten istisnai bir durumdur. Ve insanların vicdanında da çoğu kez doğru karar o olduğu için o yönde cereyan etmiştir kanısı uyandığı için sorgulanmaz ve adalete mutlak itaat gerçekleşir.

Ancak adalete güven kaybolmuşsa en edil kararlar bile tartışılır ve sorunlar yumağı haline gelebilir. Zira güven yoktur ve adalet mutlaka bir gücün tesirine girmiş yahut mutlak bir hata yapılmıştır ..Bu düşünce ise zaten tek başına felaket demektir.

Ve dahası

Hakim yaptığı iş nedeniyle kime hesap vermeli?

Vicdanına mı?

Gücü kendine veren cari kuvvete mı?

Yoksa

Adaletin ruhuna mı?

Şayet meri hukuk, hakimin vicdanını örseliyor ve adaletin tesis edilmediği kanaati hasıl oluyorsa hakim bu durumda nasıl davranmalı ve kime hesap vermelidir.

Adalet hukuk teknisyenliği değildir. Yani sadece eldeki kanunu somut olaya tatbik etmek değildir ve olamaz. Bu düşünce şayet doğru kabul edilseydi hakime gerek kalmaz, bilgisayar programları bu işlevi rahatlıkla görebilirdi. Demek ki olayların ölçümünü ve tartma işini yapacak başka bir zihin disiplinine ihtiyacımız var. İşte hakimlik ve adalet burada başlar. Taraflar arasındaki sorunu ebediyyen çözen bir eylemin adıdır yargılama ve adalet.. Şayet o sorun yeni sorunlar doğuruyorsa ona adalet denilebilir mi?

Ülkemizin yaşadığı en büyük sorun işte burada yatıyor. Bir dava ile hakkını alamadığını düşünen insanlar başka davalarla  adliyenin yolunu tutmakta veya adliye  dışı güçlere müracaat etmektedirler. Toplumsal çürümenin başladığı nokta işte tam da burasıdır..Yangını henüz büyümeden söndüremezsek çocuklarımıza yarın çok tehlikeli bir devlet bırakmış olacağız..

Elhasıl

Hesabı ve sorumluluğu en zor mesleklerden olan hakimlik mesleğini iktidarların zulmünün bir maşası olarak uygulayan hakimler için çok çetin bir hesap vardır. Bunun yanında adaletiyle zulmu frenleyen ve toplumsal barışa katkı veren hakimler için ise müjdeler vardır.

Her sey bittiginde ve ölüm yaklastığında hakim hangi sesi baz aldiğinda vicdanen mesrur ve memnun olacaksa o sese kulak vermelidir. Tarih asla yanılmaz.

Hakimlik asla bir meslek değildir. Bir inanç bir karakter işidir. Sonradan dejenere olmaz. Dejenerasyon varsa orda zaten hiç olmamıştır. Bu yüzden hakimlik mesleğine alımlar yapılırken karakter analizi yapılmalı ve adaleti feda edeceği başka bir güce  boyun eģmeyen insanlar arasından seçilmelidir..

Adalet devletlerin sigortasıdır. Adaleti olmayan devletler çıkacak büyük bir yangınla yerle yeksan olabilir..

Adalet duygusu insanda ya vardır ya da yoktur.

Sonradan da kazanilmaz.

Adalet, gücü frenleyen bir sistemdir. Her gücün bir fren sistemi olmazsa olmazdir. Bir arabayı frensiz Yürütmeki sizi ölüme dahi götürebilir.

Güç ve iktidarın fren sistemi da adalettir. Güç adaletle frenlenmezse yonetimi diktaya götürür ve inanlar için felaketin kapıları açılır. Bu nedenledir ki uzun ömürlü devletler adaletle ün yapmış devletlerdir. Nuşirevanlar, Fatihler ve Ömerlerin devletleri bunun en güzel örnekleridir. Adalet devletlerin yaşamında ve insanlar arası ilişkilerde görünmeyen bir huzur ve saadet doğurur . Zaten bir ulkede huzursuzluğun olması adaletin yokluğuna dalalet eder.

Bu yazı toplam 799 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim