• BIST 86.072
  • Altın 251,269
  • Dolar 6,0742
  • Euro 6,8075
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 22 °C

ADALETİN DİP DALGASI

Serdar  Kayhann

Bir millet,  adaletin ruhunu içselleştirmemişse o ülkede uygulanacak her adli sistem sorun yaşatmaya devam eder. Zira adalet,  en büyük gücünü kendine inananlardan alır. Adalete inanç kaybolmuşsa o ülkede en adil kararlar dahi en acımasızca eleştirilmeye başlanır.

Cihan imparatorluğu kurmuş tüm milletlerin ortak özelliği mükemmele yakın bir adalet düzeni inşa etmeleridir. Onbeş asır sonra hala Hükümdar Nuşirevanı hatırlıyorsak bu onun dillere desten adaleti nedeniyledir. Peki nedir adalet?  Bizim  adalete ihtiyacımızın boyutu nedir.?

Bir ülke hayal edin ki yaşayanların % 85 i o ülkenin adaletine güven duymuyor. Lakin gidecekleri başka bir merci yok. Başka mercilere yönelenler ise yine sonunda adaletin pençesinde düşüyorlar.  Ne garip! Hak arama mücadelesinde güvenemediğiniz bir kuruma gitmek istemiyorsunuz ancak gitmediğinizde yine o güvenmediğiniz adaletin pençesine takılıyorsunuz. Hazin bir tablo.

İnsanı odak noktasına koymayan her sistem iflas etmeye mahkumdur. Paranın insandan daha değerli olduğu kapitalist düzenin bizlere empoze ettiği hukuk sistemi her gün gönüllerde büyük yaralar açmaya devam ediyor. Bir insanın elindeki cep telefonunu zorla almanın cezası o insanın gözünü çıkarmanın cezasından fazla ise bu sistemi sorgulamanın vakti çoktan geçiyor demektir.

Adil devlet, önce bireylerini  eğitmeli ve onu talep edebilir noktaya getirmeli. Eğitilmemiş insan, kendini yöneten sistemi sorgulayamaz ve kendine zararlı olanı  fark edemez. Alkollü araç kullanmasının cezasının 1 aydan 2 yıla kadar hapis  olarak belirlendiği  bir ülkede Her gün onlarca insanı trafikte kurban vermenin önüne geçemezsiniz.. Kavşaklarınızı teknolojinin bir nimeti olan kamera sistemi ile donatmıyorsanız ölümleri azaltmak istiyor olamazsınız.  Zira her sürücü bilir ki kavşakta kamera yoksa yapılan hatanın örtbas edilme ihtimali son derece yüksektir ve bu alışkanlık doğurur. Ve ne yazık ki eğitilmeyen kitleler bu yanlışlıkların düzeltilmesini temin edecek adımları bir türlü atamazlar.

Bir ülkede adalete olan güvenle adalete olan ihtiyacın/iştiyakın oranı o ülkedeki adalet mücadelesini yansıtır.  Bir başka ifade ile düşünce dünyasında var olan adalet, konu somut adli bir vakıaya dayandığında bireyler tarafından manipüle edilmesi sonucunu doğuruyorsa o ülke insanlarının henüz ideal bir adalete iştiyakları olduğundan bahsetmek mümkün olamaz.

Ne demek istiyorum? Adalet, ortak aklın bir sonucudur. Adaletin kaynağı tecrübelerle analiz edilmiş sistematik bilgidir. Kitlelerin rahatsız olduğu ve bir türlü huzur getirmeyen bir uygulamayı devam ettirmek adaleti talebi olan bir millete yapılacak en büyük zulümdür. Sadece güçlülerin lehine işleyen ve sadece onların aradan sıyrıldığı bir sistem güçsüzleri ezmeye devam eder. Zira güçsüzlerin hesap sorma ve sorgulama imkanları yetersiz ve eziktir.  Bunun tek yolu güçlü sivil örgütlenmelerdir. Örgütleşmenin öcü gibi algılandığı bir ülkede ise bunun kısa vadede mümkün olamayacağı açıktır. Bugün ülkemizde adli hataları sorgulayacak ve devletin adaletinden hesap soracak güçlü bir sivil örgütlenmenin olmayışı, henüz hedefe ne kadar uzak olduğumuzun da bir işareti.

Bir toplumun adalete olan ihtiyacı o toplumun adalet mücadelesinden ayrı düşünülemez. Adalet mücadelesinin olmadığı yerde adalete olan güvensizlik bir fanteziden ibarettir. Bir toplum mutlak adalet istiyorsa önce adaletin ne olduğu tanımına ulaşması gerekir. Daha sonra adalete ulaşan yolları kesen barikatları öğrenmeye ve bunların nasıl bertaraf edilmesi gerektiği konusunda zihinsel beyin fırtınaları yapması beklenir.

 Bir sorunun tespiti ve ilanı o sorunun çözümü için ilk adımdır. Henüz ilk adımı geçemeyen bir ülke ideale nasıl ulaşacaktır..

Ünlü bir söz var: Bir ülkede bütün kurumlar çökse sadece adalet ayakta kalsa o ülke kendini kurtarabilir. Lakin adalet çökmüşse diğer kurumlar dimdik ayakta kalsa bile ol ülke kendini toparlayamaz. Zira adaletin olmadığı yerde liyakatin, hakkın, hukukun bir önemi yoktur. Zorbalıkla masumiyetin farkı yoktur. Adalet yoksa bir ülkede Emek hırsızlıktan üstün olabilir, bilgi kurnazlığa kurban edilebilir.

Bir ülkede bütün kurumlar çökse sadece adalet ayakta kalsa o ülke kendini kurtarabilir. Lakin adalet çökmüşse diğer kurumlar dimdik ayakta kalsa bile ol ülkede kendini toparlayamaz. Zira adaletin olmadığı yerde liyakatin hakkın hukukun bir önemi yoktur Zorbalıkla masumiyetin farkı yoktur. Adalet yoksa bir ülkede Emek hırsızlıktan üstün olabilir. Bilgi kurnazlığa kurban edilir. 

Adaletin dejenere edilmesinin en büyük zararı sonraki nesillere kötü bir mira bırakmış olmakta yatar. Zira iyiyi yerleştirmek uzun zamanlar alırken kötü her an yerleşmeye meyyaldir..

İnsanın insanla olan hakkı adalet terazisinde en büyük davalardandır. Zira temeli kul hakkına dayanır. İnsanın devletle olan sorununda ise devletin her zaman bir insiyatif alanı vardır. Ancak insanın insanla olan davasında mutlak adaletin tecelli etmesi kainatın ruhuna uygun adaletin mutlak bir vazifesidir. Şayet insan kendine yapılan zulmü bu dünyada alamayacağına kanaat getirirse Kainatın sahibine  müracaattan başka bir çıkar yol bulamaz. Bunun neticelerini kestirmek çoğu kez mümkün olamaz.  Bundan daha önemlisi bu insanın içinde yaşadığı adalet sistemine olan güvensizlik ve ümitsizliğin pekişmesi ki bundan daha ağır bir travma düşünülemez.

Bir devletin devlet olma vasfı adalete olan yakınlığı ile ölçülür. Çünkü adalet, o ülkede var olan her şeyin adil olarak paylaşılmasıdır.  Adalet  bir kez vicdanlarda kaybolmuşsa artık mahkemelerde aranmaz olur.. Adalet, bir devletin her hücresinde her kademesinde olmalıdır. Devletin yalpaladığı yerde adalet yetişir halkın imdadına. Mahkemeler  bir devlet için adaletin son perdesidir.

Ancak adalet hasar görmüşse o ülkenin zengin ve müreffeh olmasının bir önemi olmayacaktır. Zira insan kendini ötekileştiren bir sistemin içinde huzursuz hisseder ve sürekli bir çıkış yolu arar.

Yapılması gereken ”Bizler yapamamış olsak da” bizden sonraki nesillere adalet kavramını ruhuyla ve  cismiyle anlatmak ve onları adil bir dünyaya hazırlamak..

Adaleti içselleştirmeyen çocuk bedavaya ve kurnazlığa meyleder. Bu da çalışmayı ve üretmeyi engeller ve geri bırakır. Dolayısı ile kendi imkanlarını zorlamayan ve geliştirmeyen bir nesille karşı karşıya kalırız.  Bu şekilde Sistem herkesin birbirinin sırtından kazanç elde etmeye çalıştığı bir harabeye döner..

Bugün yaşanan sorunların kaynağında bu vardır. Hiçbir kurum ve kamu görevlisi ürettiğine ve kendilerine sunulan imkanlara bakmaz ve daha fazlasını talep eder. Ego tavan yaptığından hangi meslek grubu olursa olsun devletin ve milletin onlar için var olması  gerektiğine inanır. Biz yoksak devlet yok olur anlayışı bir virüs gibi kurumları içeriden kemirmeye devam eder.

Haksızlığın hesabının sorulmadığı her olay, insanların devlete ve adalete olan güven dünyasında bir hasar bırakır. İnsanlar duyduklarının değil gördüklerine talebesidir. Siz ne kadar demokrasi ve adaletten dem vurursanız vurun İnsanlar bunu yaşadıkları sorunlarla değerlendirir ve var olan kanaatlerini pekiştirirler.

Her kurumun yozlaşmasının bir ucu adaletin yozlaşmasıyla doğrudan ilintili. Sağlık sektörünün yozlaşması belki bayındırlığı doğrudan etkilemeyebilir ancak adaletteki yozlaşma her kurumu her insanı doğrudan etkiler ve devletin devlet olma vasfını sarsar.. Bu itibarla bu ülkenin bir adli dirilişe, bir adalet sıçramasına elzemle ihtiyacı var. İşe bu işi yapacak kadroları yetiştirmek için kolları sıvamakla başlamalıyız...

Adaletin varlığı ve bekası onun talep  edilebilirliği ile doğrudan ilintilidir.

Bu yazı toplam 936 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim