• BIST 102.349
  • Altın 226,294
  • Dolar 5,3023
  • Euro 6,0043
  • İstanbul 11 °C
  • Ankara 11 °C

ADALET NİÇİN MÜLKÜN TEMELİDİR?

Serdar  Kayhann

Ruhsuz bir insan nasıl yaşayamazsa adaletsiz bir devlet de var olamaz. Zira bir devletin varlık sebebini oluşturan en büyük faktör sağlıklı işleyen bir hukuk sistemi ve adalettir.

Devlet, kısaca “belli bir toprak parçası üzerinde egemenlik kurmuş, belli bir insan topluluğunun oluşturduğu, kendisini meydana getiren farklı bir kişiliğe sahip örgütlenme” olarak tanımlanabilir.

Devlet bu egemenlik unsuru ve tüzel kişi vasfı sebebiyle pek çok yetkiyi bünyesinde barındırmaktadır. Devletin bu yetkileri bizzat anayasadan kaynaklanmaktadır. Bu sebeple anayasa, devletin, hukuki ve biçimsel formudur da denilebilir[1].

Bu yazıda adaletin önemi ve “Bir ülkede adalet olmazsa ne olur?” sorusunun cevabını aramaya çalışacağız. Adalet, öncelikle devletin itibar ve emniyetinin ve o ülkede yaşayan insanların devlete olan güven ve bağlılıklarının teminatıdır. Adalet olmadığında bireylerde endişe ve korku egemen olur. İnsanların maddi ve manevi kazanımları sürekli erozyona uğrar. Günlük hayat durma noktasına gelir ve yaşayanlar birikim yapma gayretinden vaz geçerler. Zira en kısa sürede o birikimin başkalarının eline geçmeye mahkum olduğunun bilincinde olurlar.

Dürüst ve erdemli bir tüccar düşünün, vergisini hakkıyla veren ve kimseyi aldatmayan… Bir müddet sonra aynı sokakta kural ve ahlak tanımayan rakip bir işletme açılmış olsun. Bu ikinci tüccar devlete vergi vermiyor ve yaptığı ticaret her yönden hileli. Hukuksuzluklarını ise rüşvetle kapatmayı başarmış olsun bu sokaktaki dürüst esnafın hayatta kalma ihtimali var mıdır?

Bu tüccarın yapacağı iki şey var; Ya işletmeyi kapatmak veya aynen diğeri gibi yolsuzluğa başlamak. Zira ticaretin katı kuralları gereği ahlakını kaybetmiş tüccarla rekabet etmesi mümkün olamaz.

İşyerini kapatmış olsa dahi yerine gelecek olan insan da aynı yoksuzluk mantığı ile bu işi devam ettirmek zorunda kalacağından piyasa güvenliği yok olduğu gibi aynı zamanda devlet vergi kaybına uğrayacaktır. Bu halin yaygınlaştığının düşünün. Dürüst tüccarlar zamanla yok olmaya başlayacaktır.

Bu şekilde ahlaki erozyon bir salgın gibi toplumu esir almaya başlayacaktır. Bu yozlaşmayı önleyecek pek çok faktör vardır. Bunlardan biri insanların erdem ve ahlak sahibi olması. Lakin bunlar her insan üzerinde etkili değildir. Bu nedenle adalet, erdemi olmayanlar için bir teminattır. Bu ise piyasanın güvenliği için olmazsa olmazdır.

Hukukun işlemediği bir ülkede gasp ve hırsızlık alabildiğince yaygınlaşır ve sermaye ve güç  karanlık insanların eline geçer. Sermaye bu insanların eline geçince söz konusu güç topluma yönelik bir zülüm aracına dönüşür. Mafya tipi örgütlenmeler güçlenir ve hak ve adalet için mücadele edenler bile bu cenderenin içinde ezilmeye ve yok olmaya mahkum olur. İnsanlar üretmeden para kazanmanın yollarını bulurlar. Zira emek, boşa harcanan bir güç olur. Hakkaniyetin yerini uyanıklık ve iş bitiricilik alır. Devletin haksızlığa ve haram paraya müdahale edemediği sistemde devlet güçsüz kalır. Zira tüm işler rüşvetle dönmeye başlar. Rüşvet demek işlerin ehil olmayanların eline geçmesi ve devletin tüm hizmetlerinin olduğundan daha pahalıya mal olması demektir. Bu durum devleti güçsüz ve takatsiz bırakır ve hukuk dışı insanların güçlenmesi temin edilmiş olur.

Oysaki adaletin etkin olduğu bir ülkede üretim değerlidir ve insanlar sürekli üretmenin gayretinde olurlar. Herkes üretime odaklandığı için kimsenin birbirine yönelik bir husumeti olmaz. Toplumda güven ve barış ortamı olur. Haksız para kazanılmadığı için olağanüstü harcamalar da olmaz. Olağanüstü harcamalar yoksa piyasada anormal fiyat artışlarına rastlanmaz. Zira piyasadaki anormal fiyat artışlarının temel kaynağı haksız dönen paradır.

Adaletin olduğu ülkede ise insanlar ürettiğinin hakkını almanın huzur ve saadetini yaşarlar. Hiç kimse hak etmediğini elde edemez ve üretim istikrarlı bir hal alır. Zamanla kalite artmaya başlar. İnsanlar yeteneklerini adil bir bölüşüm ve optimum üretim üzerine yaparlar. Yeteneklerini üretime aktaran insanlar kül halinde devleti ve toplumu daha güçlü ve daha zengin kılmanın kıvancını yaşarlar. Devletteki bu huzur ve güven yaşayanlara yansır ve kimse kimsenin hakkına yan gözle bakamayacağından ülke huzur ve saadetin kaynağı olur.

Oysaki adaletin olmadığı bir ülkede var olan hakkı korumak bile bir bedel gerektirir. insanlar gasp edilen hakları için zorunlu bir mücadele içine girerler. Bu ise mücadele için sonunda haklarını alma garantisi olmayan, fazladan zaman ve para demektir.

Bir başka örnek; dürüst bir müteahhittin devletten aldığı ihale için kurum yetkilileri o müteahhitten rüşvet istemiş olsun. Müteahhidin rüşvet vermemesi halinde bir sebep bulunup o ihalenin fesh edileceği ve piyasadaki itibarının zarar göreceği tehdidine maruz kalsın. Bu takdirde müteahhidin yapacağı tek şey adaletin limanına sığınmak olacaktır. Peki adalet gereğini yapmazsa ne olacaktır. Ellerindeki idari gücü sopa gibi kullanan bürokratlar bir bahane ile ihaleyi fesh ettirerek dürüst tüccarı zarara uğratacak ve iş adamının ticari kariyerini sarsabileceklerdir. Bundan sonra bu ihaleyi her halde dürüst olmayan bir tüccar alacak ve devlet kontrolsüz güçlere bu şekilde teslim olacaktır. 

Her gayri meşru iş, çarkların arasında kaybolan bir parayı beraberinde getirir ve bu para mutlaka halkın cebinden çıkacaktır. Halkın cebinden çıkan bu hukuksuz para ise enflasyon demektir.

Çünkü işin dürüst yapılması halinde devlete maliyeti örneğin 10 bin TL olan bir işe yolsuzluğun karışması halinde değer mutlaka 10 bin TL nin üzerine çıkacaktır. Bundan kaçış yoktur. Adaletin olmadığı bir ülkede devletin bürokratları hakkıyla yükselmedikleri için hiç kimse kendi işinde uzmanlaşmaya ve ilerlemeye gayret etmeyecektir Herkes torpil ve kayırmacılıkla yükselmenin yolunu arayacaktır: Haliyle yetenekler zamanla körelecek ve devletin iş gücü ve bürokrasi kalitesi zaafa uğrayacaktır.

Devletin denetim kadrolarında ehil olmayan bürokratların varlığı ise, pek çok yönden devlete karşı yolsuzlukların pek çoğunun ortaya çıkarılmasına mani olacak ve devlet kan kaybedecektir. Adaletin bozulduğu bir ülkede devletin parasını yolsuzlukla çalan insan, hukuk sisteminin gediklerinden istifade ederek bu işten sıyrılabilecektir.  

Bu şekilde para ve güç karanlık ve zorba insanların eline geçecek, paraya hükmeden bu insanlar başka insanları satın alarak halkın üzerinde sindirme politikası uygulayacaktır. Kimini para ile satın alma, kimini tehdit ve şantajla sindirme yollarına başvuracaklardır. Devletin içinde küçük devletçikler oluşacak ve bürokratlar artık yolsuzlukların üzerine gitmekten çekinir hale gelecektir. Bir de Fetö gibi örgütlü bir gücün varlığı halinde ise devlet tamamen esir alınmış olacaktır.

Adaletin etkin olmadığı için devlet vergiyi hakkıyla toplayamayacak ve sosyal adaletin bir gereği olarak yoksullara gereken yardım yapılamayacaktır. Yoksul insanların çocukları gereken imkanlara sahip olmayacağından yeterli eğitim alamayacak ve devlet pek çok yetenekli evladından mahrum olacaktır.

Ahlakın ve erdemin kaybolduğu bu ülkede yetenek sahibi insanlar kısa yoldan zengin olmanın yollarını öğrendiklerinde bu yeteneklerini ülkesi ve milleti için kullanamayarak sadece paraya odaklanacaklardır. Sadece parayı hedefe koyan insanlar ise adaletten ve hakkaniyetten uzaklaşmış olacaklardır. Bunun bir adım sonrası ise bir millet için hüsran olacaktır.

Devletin güçlü ve güvenilir olmasının yolu, devlet kaynaklarının adalet ve optimum ölçeğinde bölüşümü ve insan kaynaklarının yerinde değerlendirilerek gelişiminin önünün açılmasıdır.   Adalet bir başka yönden devletin ve milletin her türlü hak ve değerinin teminatıdır

Adaletin olmadığı bir ülkede eğitim sancılı hale gelir ve yapılan bir takım sınavlar hakkaniyeti katleden bir tiyatroya döner. Sorular çalındığı için devletin kapıları kabiliyetli olanlara değil kabiliyeti olmayanlara açılır. Dışarda kalanlar üretime dahil olamaz ve devlet yeteneksizliğe mahkum edilmiş olur. Sonunda işini düzgün yapmayan bürokratlar türemeye başlar ve işin başında hukuksuz bir şekilde göreve başlayan memur kendi işini düzgün yapmadığı için kirlenen bir çarka hizmet eden bir araca dönüşür.  

Sonuç olarak diyoruz ki devletin ve huzurun sigortası olan adalet önce mahkemelerde etkin olmalı daha sonra ülkenin tüm kamu kurumlarında... Bunu etkinleştiremeyen devlet görünen ve görünmeyen faktörlerin de etkisi ile güç kaybetmeye ve gerilemeye mahkum olacaktır. Zira aklın yolu birdir ve akıl daima erdem, adalet ve hakikati işaret eder.

Bu yazı toplam 475 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim