• BIST 96.455
  • Altın 222,078
  • Dolar 5,6626
  • Euro 6,5275
  • İstanbul 17 °C
  • Ankara 13 °C

7 TUĞLA HATRINA 8 ASIRDIR HALA AYAKTA

Tugçe Merve Elmacı

KAYSERİ ULUCAMİ (CAMİ KEBİR)

 Sırtında taşıdığı boyunu geçen çuvalın altında, birbirine kenetlediği buruşuk kınalı elleriyle kavradığı ağır çuvalı beline oturtarak ilerliyordu pazar yerinden.

 Cami inşaatının taş duvarlarının yeni yeni yükseldiğini görünce adımlarını daha da sıklaştırdı.

Taş kıran işçiler şaşkınlıkla inşaata giren bu yaşlı kadının arkasından bakarken, teyze ağır çuvalı ağzından tutarak yere yavaşça indirdi. Siyah çarşafının sırt kısmı bembeyaz toz olmuştu.

50 metre ötede horasan harcını hazırlayan genç adama doğru seslendi.

'Oğlum bir gel hele'

Genç adam başına bağladığı çaputu çözüp sıcaktan kıpkırmızı olmuş alnındaki boncuk gibi inen teri silerek yaşlı teyzenin yanına doğru ilerledi. 'Buyur teyze?'

'Evladım, ben bu mahalledenim camiye benim de hayrım olsun istedim. Şu çuvalın ağzını bi açıver' 

Genç adam yaşlı kadının getirdiği ağzı sıkıca bağlı çuvalın ipini çözüp elini içine daldırdı.

Çıkardığı taş tuğlaları saymaya başladı.

Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi.

Genç adam yaşlı kadının niyetini anlamıştı. Düşünceli bir şekilde ayağa kalktı. Yaşlı teyzenin ellerine sarılıp öptükten sonra utana sıkıla;

'Zahmet etmişsin teyze ama biz kimseden yardım almıyoruz, Sultan'ın kesin emri var' derken sesinden bu durumdan utandığı belli oluyordu.

 'Yavrum herhal bunu az buldunuz. Benim 1 aylık tarlada çalıştığımın ederi bu oldu' derken o kadar üzgündü ki tekrardan çuvalın ağzını sıkıca bağladı, sırtına yükleyerek ağır adımlarla gözden kayboldu.

Gece saat sabahın dördü. Sultan Melik Mehmet Gazi yattığı yerden irkilerek uyandı. Eliyle ter içinde kalmış alnını sildi. Sanki ciğeri yanıyordu. Yavaşça doğrularak yanındaki çömlekten 3 yudumda suyunu içti.

"Estağfurullah, Estağfurullah, Estağfurullah, El-Azim, El-Kerim, Er-Rahim ellezi la ilahe illa hüvel hayyül Kayyum ve etübü ileyhi subhanehu"

Gece üzerine kâbus gibi çöken rüyası gözünün önünden gitmiyordu. Abdest aldıktan sonra gün ağarmaya başlayana kadar Kuran'ı Kerim okudu.

Aklını bu kadar meşgul eden rüyasını bir an önce açığa kavuşturması gerekiyordu. Güneş kendini göstermeye ağırdan başlamıştı.

Sabah namazından sonra soluğu caminin inşaatında aldı. Sultanı karşısında gören ustabaşının şaşkınlıktan ağzı açık kalmıştı. Yolunda gitmeyen kesin bir şey vardı ve tüm sorumluluk kendisine ait olduğu için korkudan titriyordu.

"Sultanım hoş geldiniz sefa getirdiniz. Emrinize amadeyiz.

"Şu zamana kadar cami inşaatına tuğla bırakmak için halktan birinin gelip gelmediğini tez öğren"

 Ustabaşı ivedikle Sultan'ın huzurundan ayrılarak tüm işçilere haber saldı.Eğer biri cami inşaatı için bir şey bırakıp da kullanılmışsa Sultan'ın emrini  hiçe saymak demekti. Gerisini düşünmek bile istemiyordu. 

Haberi duyan genç delikanlı hemen ustabaşının yanına gitti.

"Ustam, dün bir teyze geldi tuğla getirmişti. Bende Sultan'ın emrinden dolayı kabul etmedim"

Ustabaşı bunu duyunca o kadar rahatladı ki genç delikanlının boynuna sarılacaktı neredeyse

 "Bana anlattıklarını hemen Sultana aktarman gerek"

Genç delikanlı doğrumu, yanlışımı yaptığını anlayamadan hemen Sultanının huzuruna çıkartıldı.

"Sultanım dün bir yaşlı teyze geldi, 1 ay boyunca tarlada kazandığıyla da tuğla alıp getirmiş. Sizin kesin emriniz var diye kabul etmedim.

Sultan büyük bir hışımla ayağa kalktı.

"Tüm mahalleye haber salın! Ne yapıp edip tez elden bu kadını bugün bulun!" 

Yanında bulunan onca kişi hiçbir şey anlamamıştı. Ustabaşı tekrardan titremeye başladı. Acaba nerede yanlış yapmıştı?

Gün akşama doğru dönüyordu. Güneş yavaş yavaş yüzünü kaybettirmeye başlamıştı.

Sultan sabırla hayırlı bir haber bekliyordu. Yaşlı teyzenin bulunması şarttı.

Tam bu düşüncelerle boğuşurken ustabaşı soluk soluğa izin isteyip huzuruna çıktı.

"Sultanım müjdemi isterim, teyzeyi bulduk"

Yaşlı teyze bir ayağı aksayarak yavaş yavaş yürüyerek geliyordu. Sultan uzaktan görünce ayağa kalktı, yanına gitti. Kınalı ellerini öperek;

"Anam, hakkını helal et. Seni buralara kadar tekrar yordum. Dün gece rüyama girdiler. Seni üzdüğümüzü, getirdiği tuğlaları da kullanmazsanız tuğla sayısı kadar caminin kısa ömrü olacağını söylediler.Sabaha kadar uyku tutmadı. Seni bulamayacağız diye çok kaygılandım. Hayırda bile bencillik olmazmış bilemedim. Hayrında hayrı olurmuş cahilliğime ver. "Ne olur hakkını helal et" dedi

Yaşlı teyze hafifçe tebessüm ederken güneşten yanmış yüzündeki çizgiler iyice derinleşmişti.

  Ben ki; Malazgirt savaşında büyük Sultan Alparslan’la kılıç sallayan Danişment Gazi Ahmet Beyin torunuyum,

Ben ki; hayatını haçlılarla savaşmakla geçiren Melikgazi’nin oğluyum hayatımı Anadolu topraklarını cihad için savaşmakla geçirdim.

Lakin 7 tuğla ya bir ömrü verecek kadar da kuldum.

Kayseri'yi  Danişmentli Beyliği'nin başkentini yapan Melik Mehmet Gazi, o dönemde Anadolunun en büyük camilerinden, Kayseri'nin ilk Türk eserlerinden, bugün bile en büyük ve en gözde camilerinden biri olan Kayseri Ulu Cami (Cami Kebir'in) (1134-1143) yanına medrese yaptırarak hemen bitişiğinde bulunan türbesine defnedildi. Günümüze ne yazık ki medrese ulaşamamıştır.(Türbe hariç) cami ise 800 yıldır sapasağlam ayakta; kim bilir belkide 7 tuğla hatırına...

Ecdadımıza selam olsun Allah'ın rahmeti üstlerinde bulunsun.

Bu yazı toplam 17101 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Erte Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0352 222 12 90 | Faks : 0352 222 12 94 | Haber Scripti: CM Bilişim